İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 717 / 765
717

Bir âlem-i ziyâdâr, fevkalâde eğer bir cesâretin var; gireriz de beraber, bu yolu pür-hatarkâr. İkinci yolumuzu:

Tabiat-ı arzı deleriz, o tarafa geçeriz; ya fıtrî bir tünelden titreyerek gideriz. Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-nâz ve pür-niyâzî.

Fakat o zaman tabiatın zemini eritecek, yırtacak bir madde var idi elimde. Üçüncü yolun, o delil-i mu'cizi.

Kur'ân onu bana vermişti. Kardeşim, arkamı da bırakma, hiç de korkma! Bak hâ şurada tünelvâri mağaralar, tahte'l-arz akıntılar beklerler ikimizi.

Bizi geçirecekler. Tabiat da şu müdhiş cümûdiyeleri de seni hiç korkutmasın. Zîra bu abus çehresi altında merhametli sâhibinin tebessümlü yüzü.

Radyumvâri o madde-i Kur'ân’ı, ışıkla sezmiştim. İşte, gözüne aydın! Ziyâdâr âleme çıktık, bak şu zemin-i pür-nâzî.

Bu fezâ-yı latîf, şirin; yâhû başını kaldır! Bak semâvâta ser çekmiş, bulutları da yırtmış, aşağıda bırakmış; dâvet ediyor bizi.

Şu şecere-i tûbâ, meğer, o Kur'ân imiş; dalları her tarafa uzanmış. Tedellî eden bu dala biz de asılmalıyız, oraya alsın bizi!

O şecere-i semâvî; bir timsâli zeminde olmuş Şer'-i enveri. Demek zahmet çekmeden o yol ile çıkardık bu âlem-i ziyâya, sıkmadan zahmet bizi.

Mâdem yanlış etmişiz; eski yere döneriz, doğru yolu buluruz. Bak, üçüncü yolumuz: Şu dağlar üstünde durmuş olan şehbâzî;

Hem de bütün cihana okuyor bir ezânı. Bak müezzin-i a'zama, Muhammedü'l-Hâşimî (A.S.M.) dâvet eder insanı, âlem-i nur-u envere. İlzam eder niyâz ile namazı.

Bulutları da yırtmış, bak bu hüdâ dağlarına. Semâvâta ser çekmiş, bak Şerîat cibâline. Nasıl müzeyyen etmiş zeminimizin yüzü-gözü.

İşte çıkmalıyız buradan himmet tayyaresiyle, ziyâ, nesîm orada, nur u cemâl orada. İşte buradadır Uhud-u Tevhid, o cebel-i azîzi.

İşte şuradadır Cûdî-i İslâmiyet, o cebel-i selâmet. İşte Cebelü'l-Kamer olan Kur'ân-ı ezher, zülâl-i Nil akıyor o muhteşem menba'dan; iç o âb-ı lezîzi!

فَتَباَرَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ❀ وَآخِرُ دَعْوٰينَا اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ey arkadaş! Şimdi hayâli baştan çıkar, aklı kafaya geçir! Evvelki iki yolun mağdûb ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır dâim güz, yazı...

Yüzde biri kurtulur; Eflâtun, Sokrat gibi. Üçüncü yol; sehildir, hem karîb, müstakîmdir. Zaîf, kavî müsâvî. Herkes o yoldan gider. En rahatı budur ki; şehîd olmak ya gâzi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.