İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 666 / 765
666

Mâlik’inin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, Hâkimiyet-i Rubûbiyet’ine âyinedârlık eder. Onları anlar, bildirir. Meselâ: “Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de; şu koca kâinât sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder.” ve hâkezâ...

Üçüncü Vecih Âyinedârlık ise: İnsan üstünde nakışları görünen Esmâ-i İlâhiye’ye âyinedârlık eder. Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfı’nın başında bir nebze izâh edilen insanın mâhiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyâde esmâ vardır. Meselâ: Yaratılışından Sâni', Hàlık ismini ve hüsn-ü takvîminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Latîf isimlerini ve hâkezâ... Bütün a'zâ ve âlâtı ile, cihâzât ve cevârihi ile, letâif ve maneviyatı ile, havâs ve hissiyatı ile ayrı ayrı esmânın, ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir ism-i a'zam var, öyle de; o esmânın nukùşunda dahi bir nakş-ı a'zam var ki, o da insandır.

Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku! Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var!..

İkinci Nokta: Mühim bir sırr-ı Ehadiyet’e işâret eder. Şöyle ki:

İnsanın nasıl rûhu bütün cesedine öyle bir münâsebeti var ki; bütün a'zâsını ve eczâsını birbirine yardım ettirir. Yani, irâde-i İlâhiye cilvesi olan evâmir-i tekvîniye ve o evâmirden vücûd-u haricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve Latîfe-i Rabbâniye olan rûh, onların idaresinde, onların manevî seslerini hissetmesinde ve hâcâtlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, rûhu şaşırtmaz. Rûha nisbeten uzak yakın bir hükmünde.. birbirine perde olmaz. İsterse, çoğunu birinin imdâdına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz'ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ çok nurâniyet kesbetmiş ise, herbir cüz'ü ile görebilir ve işitebilir.

Öyle de: ﴾ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى ﴿ Cenâb-ı Hakk’ın, mâdem O’nun bir kanun-u emri olan rûh, küçük bir âlem olan insan cisminde ve a'zâsında bu vaziyeti gösteriyor. Elbette âlem-i ekber olan kâinâtta, o Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un irâde-i külliyesine ve kudret-i mutlakasına hadsiz fiiller, hadsiz sadâlar, hadsiz duâlar, hadsiz işler, hiçbir cihette O’na ağır gelmez. Birbirine mâni olmaz. O Hàlık-ı Zülcelâl’i meşgul etmez, şaşırtmaz; bütününü birden görür, bütün sesleri birden işitir. Yakın uzak birdir. İsterse, bütününü birinin imdâdına gönderir. Herşey ile, herşeyi görebilir. Seslerini işitebilir. Ve herşey ile herşeyi bilir ve hâkezâ...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.