İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 6 / 765
6

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himâyesine girsin. Tâ, şakìlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perîşan olacaktır.

İşte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevâzi idi, diğeri mağrûr. Mütevâzii, bir reisin ismini aldı. Mağrûr almadı... Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtiü't-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakì def'olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse, o nâm ile hürmet görür. Öteki mağrûr, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, ta'rif edilmez. Dâima titrer, dâima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezîl oldu.

İşte ey mağrûr nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihâyetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsi’nin ismini al.. tâ, bütün kâinâtın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübârek bir definedir ki; senin nihâyetsiz aczin ve fakrın, seni nihâyetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbûl bir şefâatçi yapar.

Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki; askere kaydolur, devlet nâmına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. “Kanun nâmına, devlet nâmına” der, her işi yapar, herşeye karşı dayanır.

Başta demiştik: “Bütün mevcûdât, lisân-ı hâl ile ‘Bismillâh’ der.” Öyle mi?

Evet, nasıl ki görsen; bir tek adam geldi. Bütün şehir ahâlisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakìnen bilirsin; o adam kendi nâmıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki, o bir askerdir. Devlet nâmına hareket eder, bir pâdişah kuvvetine istinâd eder.

Öyle de: Herşey Cenâb-ı Hakk’ın nâmına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Herbir bostan “Bismillâh” der; matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif lezîz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar, “Bismillâh” der; Rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar. Herbir nebât ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, “Bismillâh” der; sert olan taş ve toprağı deler geçer. “Allah nâmına, Rahmân nâmına” der, herşey ona musahhar olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.