İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 598 / 765
598

Elcevab: İlm-i mantıkça, çendan, “Kıyâs-ı temsîlî, yakìn-i kat'î ifâde etmiyor.” denilmiş. Fakat kıyâs-ı temsîlînin bir nev'i var ki, mantığın yakìnî bürhânından çok kuvvetlidir ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakìnîdir. O kısım da şudur ki: Bir temsîl-i cüz'î vâsıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate bina ediyor. O hakikatin kanununu, bir hususî maddede gösteriyor; tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler ona ircâ edilsin.

Meselâ: “Güneş, nurâniyet vâsıtasıyla, bir tek zât iken her parlak şeyin yanında bulunuyor.” temsîliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki; nur ve nurânî için kayıd olamaz, uzak ve yakın bir olur, az ve çok müsâvî olur, mekân onu zaptedemez.

Hem meselâ: “Ağacın meyveleri, yaprakları bir ânda, bir tarzda, kolaylıkla ve mükemmel olarak bir tek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri” bir temsîldir ki, muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakikat ve o hakikatin kanununu gayet kat'î bir sûrette isbât eder ki, o koca kâinât dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır, bir meydân-ı cevelânıdır.

İşte bütün sözlerdeki kıyâsât-ı temsîliyeler bu çeşittirler ki, bürhân-ı kat'i-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakìnîdirler.

İkinci suâle cevab: Ma'lûmdur ki; fenn-i belâğatta bir lafzın, bir kelâmın mânâ-yı hakîkisi, başka bir maksûd mânâya sırf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona “lafz-ı kinâî” denilir. Ve “kinâî” tâbir edilen bir kelâmın mânâyı aslîsi, medâr-ı sıdk ve kizb değildir. Belki kinâî mânâsıdır ki, medâr-ı sıdk ve kizb olur. Eğer o kinâî mânâ doğru ise, o kelâm sâdıktır. Mânâ-yı aslî, kâzib dahi olsa sıdkını bozmaz. Eğer mânâ-yı kinâî doğru değilse, mânâ-yı aslîsi doğru olsa, o kelâm kâziptir.

Meselâ: Kinâî misâllerinden, “Filânün tavîlü'n-necâd” denilir. Yani: “Kılıncının kayışı, bendi uzundur.” Şu kelâm, o adamın kàmetinin uzunluğuna kinâyedir. Eğer o adam uzun ise, kılıncı ve kayışı ve bendi olmasa da yine bu kelâm sâdıktır, doğrudur. Eğer o adamın boyu uzun olmazsa; çendan uzun bir kılıncı ve uzun bir kayışı ve uzun bir bendi bulunsa, yine bu kelâm kâziptir. Çünkü; mânâ-yı aslîsi, maksûd değil.

İşte, Onuncu Söz’ün ve Yirmiikinci Söz’ün hikâyeleri gibi, sâir Söz’lerin hikâyeleri kinâiyât kısmındandırlar ki, be-gayet doğru ve gayet sâdık ve mutâbık-ı vâki olan hikâyelerin sonlarındaki hakikatler, o hikâyelerin mânâ-yı kinâiyeleridir. Mânâ-yı asliyeleri, bir temsîl-i dûrbînîdir. Nasıl olursa olsun sıdkına ve hakkâniyetine zarar vermez. Hem o hikâyeler, birer temsîldirler. Yalnız umuma tefhim için lisân-ı hâl, lisân-ı kàl sûretinde ve şahs-ı manevî, bir şahs-ı maddî şeklinde gösterilmiştir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.