adam, hilkat-ı arz ve semâvâtta, bizzarûre Hàlık-ı Zülcelâl’ini tasdik etmeğe mecburdur ki; ﴾ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ ﴿ der.
Birinci Mevkıf’ta, nasıl bir zerreden başladık, tâ yıldızlara ve semâvâta kadar sikke-i tevhidi gösterdik.. Kur'ân-ı Hakîm şu nev'i âyâtla, yıldızlardan ve semâvâttan tutup, tâ zerrelere kadar, şirki tard eder, şöyle işâret eder ve ma'nen der:
Semâvât ve Arz’ı böyle muntazam halkeden bir Kadîr-i Mutlak’ın devâir-i masnûâtından olan manzûme-i şemsiye bilbedâhe O’nun kabza-i tasarrufundadır.
Mâdem o Kadîr-i Mutlak, Şems’i, seyyârâtıyla kabza-i tasarrufunda tutuyor ve tanzim ve teshìr ve tedvîr ediyor; elbette o manzûme-i şemsiyenin bir cüz'ü ve Şems ile bağlanan Küre-i arz dahi kabza-i tasarrufunda ve tedbir ve tedvîrindedir. Mâdem Küre-i arz, kabza-i tasarrufunda ve tedbir ve tedvîrindedir; bilbedâhe arzın yüzünde yazılan ve icâd edilen ve yerin meyveleri ve gâyâtı hükmünde olan masnûât dahi O’nun kabza-i Rubûbiyet’inde ve terbiyesindedir. Mâdem bütün zeminin yüzüne serilen ve serpilen ve yüzünü yaldızlayan ve zînetlendiren ve her zaman tazelenen, gelip giden ve zemin onlarla dolup boşalan umum masnûât, kabza-i kudret ve ilmindedir ve adl ü hikmetinin mîzanıyla ölçülüp ve tanzim edilir, mâdem bütün envâ', O’nun kabza-i kudretindedir; elbette o envâ'ın muntazam ve mükemmel ferdleri ve âlemin küçük misâl-i musağğarları ve envâ'-ı kâinâtın bilânçoları ve kitab-ı âlemin küçücük fihristeleri hükmünde olan cüz'î ferdleri, bilbedâhe O’nun kabza-i Rubûbiyet’inde ve icâdındadır ve tedvîr ve terbiyesindedir. Mâdem herbir zîhayat, kabza-i tedbir ve terbiyesindedir; elbette o zîhayatın vücûdunu teşkil eden hüceyrât ve küreyvât ve a'zâ ve a'sâb, bilbedâhe O’nun kabza-i ilim ve kudretindedir. Mâdem herbir hüceyre ve kandaki herbir küreyvât, O’nun taht-ı emrindedir ve dâire-i tasarrufundadır ve O’nun kanunuyla hareket ederler. Elbette bütün bunların madde-i esâsiyesi ve bütün onlardaki nakş-ı san'ata ve nesc-i nakşa, mekikler ve yaylar hükmünde olan zerrât dahi bizzarûre O’nun kabza-i kudretinde ve dâire-i ilmindedir ve O’nun emriyle, izniyle, kuvvetiyle muntazam harekât yapar, mükemmel vezâif görür.
Mâdem herbir zerrenin hareketi ve vazife görmesi, O’nun kanunuyla, izniyle, emriyledir; elbette teşahhusât-ı vechiye ve herkesin yüzünde herkesten onu temyiz edecek birer alâmet-i fârika bulunması ve sîmâlar gibi, seslerde, dillerde ayrı ayrı farklar bulunması, bilbedâhe, O’nun ilim ve hikmetiyledir. İşte şu silsileye, mebde' ve müntehâyı zikrederek işâret eden şu âyete bak:
