İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 575 / 765
575

muhâvere-i temsîliye ve bir münâzara-i faraziye tarzında ve lisân-ı hâli, lisân-ı kàl sûretinde söylemiştim. Bana hizmet eden kıymetdâr kardaşlarımın ve mescid arkadaşlarımın arzuları ve istemeleri üzerine o muhâvereyi yazıyorum. Şöyle ki:

Bütün tabiat-perest, esbâb-perest ve müşrik gibi, umum envâ'-ı ehl-i şirkin ve küfrün ve dalâletin tevehhüm ettikleri şerîklerin nâmına bir şahıs farzediyoruz ki; o şahs-ı farazî, mevcûdât-ı âlemden bir şeye Rab olmak istiyor ve hakîki mâlik olmak da'vâ etmektedir.

İşte o müddeî, evvelâ mevcûdâtın en küçüğü olan bir zerreye rast gelir. Ona Rab ve hakîki mâlik olmakta olduğunu; zerreye, tabiat lisânıyla, felsefe diliyle söyler. O zerre dahi hakikat lisânıyla ve Hikmet-i Rabbânî diliyle der ki:

“Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnû'a girip işliyorum. Eğer bütün o vezâifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa.. hem benim gibi had ve hesaba gelmeyen zerrât içinde beraber gezip iş görüyoruz. (Hâşiye) [^1] Eğer bütün emsâlim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa.. hem kemâl-i intizam ile, cüz' olduğum mevcûdlara, meselâ; kandaki küreyvât-ı hamrâya hakîki mâlik ve mutasarrıf olabilirsen bana Rab olmak da'vâ et; beni Cenâb-ı Hak’tan başkasına isnâd et; yoksa sus! Hem bana Rab olmadığın gibi müdâhale dahi edemezsin. Çünkü vezâifimizde ve harekâtımızda o kadar mükemmel bir intizam var ki; nihâyetsiz bir hikmet ve muhît bir ilim sâhibi olmayan bize parmak karıştıramaz. Eğer karışsa, karıştıracak. Hâlbuki; senin gibi câmid, âciz ve kör ve iki eli tesâdüf ve tabiat gibi iki körün elinde olan bir şahıs, hiçbir cihette parmak uzatamaz.”

[^1]:(Hâşiye) Evet, müteharrik herbir şey, zerrâttan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i Samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi, gezdikleri bütün yerleri vahdet nâmına zaptederler. Kendi mâlikinin mülküne idhal ederler. Hareket etmeyen masnûât ise, nebâtâttan nücûm-u sevâbite kadar, birer mühr-ü vahdâniyet hükmündedirler ki; bulunduğu mekânı, kendi Sâni'inin mektûbu olduğunu gösterirler. Demek herbir nebât, herbir meyve, birer mühr-ü vahdâniyet, birer sikke-i vahdettirler ki; mekânlarını ve vatanlarını, vahdet nâmına Sâni'lerinin mektûbu olduğunu gösterirler. Elhâsıl: Herbir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet nâmına zabteder. Demek bütün yıldızları elinde tutmayan, bir tek zerreye Rab olamaz.

O müddeî, maddiyûnların dedikleri gibi dedi ki: “Öyle ise sen kendi kendine mâlik ol. Neden başkasının hesabına çalışmasını söylüyorsun?”

Zerre ona cevaben der:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.