İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 57 / 765
57

değiştirdiği gibi değiştiriyor. Hattâ, herbir hakîki perde içinde, müteaddid küçük küçük menziller icâd ediliyor.

Öyle de, şu kâinât nihâyetsiz hakîm, alîm, kadîr bir Sâni' ister. Çünkü: Şu muhteşem kâinât öyle bir saraydır ki; Ay, Güneş lambaları; yıldızlar, mumları; zaman bir ip, bir şerittir ki; o Sâni'-i Zülcelâl her sene bir başka âlemi ona takıp, gösteriyor. O taktığı âlemin içinde üçyüzaltmış tarzda muntazam sûretlerini tecdîd ediyor. Kemâl-i intizamla ve hikmetle değiştiriyor. Yer yüzünü bir sofra-i ni'met yapmış ki, her bahar mevsiminde, üçyüzbin envâ'-ı masnûâtıyla tezyîn ediyor. Had ve hesaba gelmez envâ'-ı ihsânatıyla dolduruyor. Öyle bir tarzda ki, nihâyet ihtilât içinde ve karışmış oldukları hâlde, nihâyet derecede imtiyaz ve farkla birbirlerinden ayrılıyor. Başka cihetleri buna kıyâs et... Nasıl böyle bir sarayın Sâni'inden gaflet edilebilir?

Hem nasıl ki; bulutsuz, gündüz ortasında, güneşin deniz yüzünde bütün kabarcıklar üstünde ve karada bütün parlak şeylerde ve kar’ın bütün parçalarında cilvesi göründüğü ve aksi müşâhede edildiği hâlde, güneşi inkâr etmek, ne derece acîb bir divânelik hezeyanıdır. Çünkü; o vakit bir tek güneşi inkâr ve kabûl etmemekle, katarât sayısınca, kabarcıklar mikdarınca, parçalar adedince, hakîki ve bil'asâle güneşçikleri kabûl etmek lâzım geliyor. Her zerrecikte, (ki ancak bir zerre sıkışabildiği hâlde) koca bir güneşin hakikatini içinde kabûl etmek lâzım geldiği gibi; aynen öyle de: Şu sıravâri içinde her zaman hikmetle değişen ve düzgünlük içinde her vakit tazelenen şu muntazam kâinâtı görüp, Hàlık-ı Zülcelâl’i evsâf-ı kemâliyle tasdik etmemek, ondan daha berbat bir dalâlet divâneliğidir; bir mecnûnluk hezeyanıdır. Zîra herşeyde, hattâ herbir zerrede bir Ulûhiyet-i Mutlaka kabûl etmek lâzımdır.

Çünkü; meselâ: Havanın herbir zerresi; herbir çiçek ile herbir meyveye, herbir yaprağa girer ve işleyebilir. İşte şu zerre, eğer memur olmazsa, bütün girebildiği ve işlediği masnû'ların tarz-ı teşkilâtını ve sûretlerini ve hey'etlerini bilmek lâzımdır. Tâ içinde işleyebilsin. Demek, muhît bir ilim ve kudrete mâlik olmalı ki, böyle yapsın.

Meselâ, toprakta, herbir zerresi kàbildir ki, muhtelif bütün tohumlar ve çekirdeklere medâr ve menşe' olsun. Eğer memur olmazsa, lâzım geliyor ki; otlar ve ağaçlar adedince manevî cihâzât ve makineleri tazammun etsin. Veyâhut, onların bütün tarz-ı teşkilâtını bilir, yapar; bütün onlara giydirilen sûretleri tanır, dikebilir bir san'at ve kudret vermek lâzım gelir. Daha sâir mevcûdâtı da kıyâs et. Tâ, anlayacaksın ki; herşeyde âşikâre, Vahdâniyet’in çok delilleri var.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.