İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 562 / 765
562

Sâdisen: Onuncu Sözün İkinci İşâret’inde işâret edildiği gibi: Ulûhiyet, muktezâ-yı hikmet olarak tezâhür istemesine mukâbil, en a'zamî bir derecede Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) dinindeki a'zamî ubûdiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir.

Hem Hàlık-ı âlemin nihâyet kemâldeki cemâlini bir vâsıta ile göstermek, muktezâ-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukâbil, en güzel bir sûrette gösterici ve ta'rif edici, bilbedâhe O Zât’tır.

Hem Sâni'-i âlemin nihâyet cemâlde olan kemâl-i san'atı üzerine enzâr-ı dikkati celb etmek, teşhîr etmek istemesine mukâbil, en yüksek bir sadâ ile dellâllık eden, yine bilmüşâhede O Zât’tır.

Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakàtında vahdâniyetini ilân etmek istemesine mukâbil –tevhidin– en a'zamî bir derecede bütün merâtib-i tevhidi ilân eden, yine bizzarûre O Zât’tır.

Hem, Sâhib-i âlemin nihâyet derecede âsârındaki cemâlin işâretiyle, nihâyetsiz hüsn-ü zâtîsini ve cemâlinin mehâsinini ve hüsnünün letâifini âyinelerde muktezâ-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukâbil, en şa'şaalı bir sûrette âyinedârlık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren yine bilbedâhe O Zât’tır.

Hem şu saray-ı âlemin Sâni'i, gayet hàrika mu'cizeleri ile ve gayet kıymetdâr cevâhirler ile dolu hazine-i gaybiyelerini izhâr ve teşhîr istemesi ve onlarla kemâlâtını ta'rif etmek ve bildirmek istemesine mukâbil, en a'zamî bir sûrette teşhîr edici ve tavsif edici ve ta'rif edici, yine bilbedâhe O Zât’tır.

Hem şu kâinâtın Sâni'i, şu kâinâtı, envâ'-ı acâib ve zînetlerle süslendirmek sûretinde yapması ve zîşuûr mahlûkatını seyr ve tenezzüh ve ibret ve tefekkür için ona idhal etmesi ve muktezâ-yı hikmet olarak onlara o âsâr ve sanâyiinin mânâlarını, kıymetlerini, ehl-i temâşâ ve tefekküre bildirmek istemesine mukâbil, en a'zamî bir sûrette cin ve inse, belki rûhânilere ve melâikelere de Kur'ân-ı Hakîm vâsıtasıyla rehberlik eden, yine bilbedâhe O Zât’tır.

Hem şu kâinâtın Hâkim-i Hakîm’i, şu kâinâtın tahavvülâtındaki maksad ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlakını ve mevcûdâtın “Nereden? Nereye? Ve ne oldukları?” olan şu üç suâl-i müşkülün muammâsını bir elçi vâsıtasıyla umum zîşuûrlara açtırmak istemesine mukâbil, en vâzıh bir sûrette ve en a'zamî bir derecede hakàik-ı Kur'âniye vâsıtasıyla o tılsımı açan ve o muammâyı halleden, yine bilbedâhe O Zât’tır.

Hem şu âlemin Sâni'-i Zülcelâl’i, bütün güzel masnûâtıyla kendini zîşuûr olanlara tanıttırmak ve kıymetli ni'metlerle kendini onlara sevdirmesi, bizzarûre onun mukâbilinde zîşuûr olanlara marziyâtı ve arzu-yu

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.