İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 546 / 765
546

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَارَآى ❀ اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ❀ وَلَقَدْ رَآهُ نَزْ لَةً اُخْرٰى ❀ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ❀ عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰي ❀ اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى ❀ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ❀ لَقَدْ رآي مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ﴾

Evvelki âyet-i azîmenin azîm hazinesinden yalnız ﴾ اِنَّـهُ ﴿ zamîrinde bir düstur-u belâğata istinâd eden iki remzin mes'elemize münâsebeti olduğu için, i'câz bahsinde beyân edildiği üzere yazacağız.

İşte Kur'ân-ı Hakîm, Habîb-i Ekrem Aleyhi Efdalüssalâtü ve Ekmelü's-selâm’ın Mi'râc’ının mebde'i olan, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya olan seyranını zikrettikten sonra ﴾ اِنَّـهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ﴿ der. Ve şu kelâm ile Sûre-i ﴾ وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى ﴿ da işâret olunan müntehâ-yı mi'râca remzeden ﴾ اِنَّـهُ ﴿ deki zamîr, ya Cenâb-ı Hakk’a râci'dir, veyâhut Peygamber’edir.

Peygamber’e göre olsa, kanun-u belâğat ve münâsebet-i siyâk-ı kelâm şöyle ifâde ediyor ki: Bu seyahat-ı cüz'iyede bir seyr-i umumî, bir urûc-u küllî var ki; tâ Sidretü'l-Müntehâ’ya, tâ Kàb-ı Kavseyn’e kadar merâtib-i külliye-i esmâiyede gözüne, kulağına tesâdüf eden âyât-ı Rabbâniye’yi ve acâib-i San'at-ı İlâhiye’yi işitmiş, görmüştür, der. O küçük cüz'î seyahati hem küllî, hem mahşer-i acâib bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.

Eğer zamîr, Cenâb-ı Hakk’a râci' olsa, şöyle oluyor ki: Bir abdini bir seyahatte huzuruna dâvet edip bir vazife ile tavzif etmek için, Mescid-i Haram’dan mecma'-ı Enbiyâ olan Mescid-i Aksâ’ya gönderip, enbiyâlarla görüştürüp, bütün enbiyâların usûl-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidretü'l-Müntehâ’ya, tâ Kàb-ı Kavseyn’e kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi.

İşte çendan, o bir abddir. Ve o seyahat, bir mi'râc-ı cüz'îdir. Fakat, bu abdin bütün kâinâta taalluk eden bir emânet beraberindedir. Hem şu kâinâtın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saâdet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendini, “Bütün eşyayı işitir ve görür.” sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emânet, o nur,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.