Evet, Tahavvülât-ı zerrât; (Hâşiye) [^6] Âlem-i gaybdan olan herşeyin
[^6]:(Hâşiye) İkinci Maksad'ın tahavvülât-ı zerrâtın ta'rifine dair olan uzun cümlenin hâşiyesidir. Kur'ân-ı Hakîm'de "İmâm-ı Mübîn" ve "Kitab-ı Mübîn" mükerrer yerlerde zikredilmiştir. Ehl-i tefsir, "İkisi birdir."; bir kısmı, "Ayrı ayrıdır." demişler. Hakikatlerine dair beyânâtları muhteliftir. Hülâsa: "İlm-i İlâhî'nin ünvânlarıdır." demişler. Fakat, Kur'ân'ın feyzi ile şöyle kanâatim gelmiş ki: "İmâm-ı Mübîn", İlim ve emr-i İlâhî'nin bir nev'ine bir ünvândır ki; âlem-i şehâdetten ziyâde âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı hâlden ziyâde mâzi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücûd-u zâhirîsinden ziyâde aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar, Kader-i İlâhî'nin bir defteridir. Şu defterin vücûdu, Yirmialtıncı Söz'de, hem Onuncu Söz'ün Hâşiyesinde isbât edilmiştir. Evet; şu "İmâm-ı Mübîn", bir nev'i, İlim ve emr-i İlâhî'nin bir ünvânıdır. Yani, eşyanın mebâdîleri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizam ile eşyanın vücûdlarını gayet san'atkârâne intac etmesi cihetiyle elbette desâtir-i İlm-i İlâhî'nin bir defteri ile tanzim edildiğini gösteriyor ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları; ileride gelecek mevcûdâtın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden elbette evâmir-i İlâhiye'nin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ: Bir çekirdek bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları ta'yin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir. Elhâsıl: "İmâm-ı Mübîn", mâzi ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal-budak salan şecere-i hilkatin bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki "İmâm-ı Mübîn", Kader-i İlâhi'nin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsı ile ve hükmü ile zerrât, vücûd-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevkedilir. Amma, "Kitab-ı Mübîn" ise, âlem-i gaybdan ziyâde, âlem-i şehâdete bakar. Yani, mâzi ve müstakbelden ziyâde, zaman-ı hâzıra nazar eder ve ilim ve emirden ziyâde, kudret ve irâde-i İlâhiye'nin bir ünvânı, bir defteri, bir kitabıdır. "İmâm-ı Mübîn", Kader defteri ise; "Kitab-ı Mübîn", Kudret defteridir. Yani: Herşey vücûdunda, mâhiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san'at ve intizamları gösteriyor ki; bir kudret-i kâmilenin desâtiri ile ve bir İrâde-i nâfizenin kavânîni ile vücûd giydiriliyor. Sûretleri ta'yin, teşhîs edilip; birer mikdar-ı muayyen, birer şekl-i mahsûs veriliyor. Demek; o kudret ve irâdenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânîni, bir defter-i ekberi vardır ki; herbir şeyin hususî vücûdları ve mahsûs sûretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücûdu "İmâm-ı Mübîn" gibi kader ve cüz'-i ihtiyarî mesâilinde isbât edilmiştir. Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki: Kudret-i Fâtıra'nın o Levh-i Mahfûz'unu ve hikmet ve irâde-i Rabbâniye'nin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misâlini hissetmişler. Hâşâ, "Tabiat" nâmıyla tesmiye etmişler, körletmişler. İşte "İmâm-ı Mübîn"in imlâsı ile, yani kaderin hükmüyle ve düsturu ile kudret-i İlâhiye, icâd-ı eşyada herbiri birer âyet olan silsile-i mevcûdâtı, "Levh-i Mahv, İsbât" denilen zamanın sahife-i misâliyesinde yazıyor, icâd ediyor, zerrâtı tahrîk ediyor. Demek harekât-ı zerrât; o kitabetten, o istinsahtan; mevcûdât, âlem-i gaybdan âlem-i şehâdete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizâzdır, bir harekâttır. Amma, "Levh-i Mahv, İsbât" ise, sâbit ve dâim olan Levh-i Mahfûz-u A'zam'ın dâire-i mümkinâtta, yani mevt ve hayata, vücûd ve fenâya dâima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, herşeyin bir Hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinâtta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi "Levh-i Mahv, İsbât" daki kitabet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
