İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 511 / 765
511

daha rahattır.” Nasıl ki bir taburun askerleri, istirahat için dağılsa sonra bir boru ile çağrılsa kolay bir sûrette tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır; öyle de, bir bedende birbiriyle imtizaç ile ünsiyet ve münâsebet peydâ eden zerrât-ı esâsiye, Hazret-i İsrâfil Aleyhisselâm’ın Sûr’u ile Hàlık-ı Zülcelâl’in emrine “Lebbeyk!” demeleri ve toplanmaları; aklen birinci icâddan daha kolay, daha mümkündür. Hem, bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzımdeğil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve Hadîs’te عَجْبُ الذَّنَبِ tâbir edilen eczâ-i esâsiye ve zerrât-ı asliye, ikinci neş'e için kâfî bir esâstır, temeldir. Sâni'-i Hakîm, beden-i insanîyi onların üstünde bina eder.

Üçüncü âyet olan ﴾ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ ﴿ gibi âyetlerin işâret ettikleri kıyâs-ı adlînin hülâsası şudur ki:

Âlemde çok görüyoruz ki: Zâlim, fâcir, gaddâr insanlar, gayet refah ve rahatla ve mazlum ve mütedeyyin adamlar, gayet zahmet ve zillet ile ömür geçiriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini müsâvî kılar. Eğer şu müsâvât, nihâyetsiz ise, bir nihâyeti yoksa zulüm görünür. Hâlbuki zulümden tenezzühü, kâinâtın şehâdetiyle sâbit olan adâlet ve Hikmet-i İlâhiye, bu zulmü hiçbir cihetle kabûl etmediğinden bilbedâhe bir mecma'-ı âheri iktiza ederler ki; birinci, cezasını; ikinci, mükâfâtını görsün. Tâ şu intizamsız, perîşan beşer, isti'dâdına münâsib tecziye ve mükâfât görüp adâlet-i mahzâya medâr ve Hikmet-i Rabbâniye’ye mazhar ve hikmetli mevcûdât-ı âlemin bir büyük kardeşi olabilsin. Evet, şu dâr-ı dünya, beşerin rûhunda mündemic olan hadsiz isti'datların sünbüllenmesine müsâid değildir; demek başka âleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri büyüktür; öyle ise, ebede namzeddir. Mâhiyeti àliyedir; öyle ise, cinayeti dahi azîmdir. Sâir mevcûdâta benzemez. İntizamı da mühimdir. İntizamsız olamaz, mühmel kalamaz, abes edilmez; fenâ-yı mutlak ile mahkûm olamaz; adem-i sırfa kaçamaz. Ona, Cehennem ağzını açmış bekliyor. Cennet ise, âğûş-u nâzdârânesini açmış gözlüyor. Onuncu Sözün Üçüncü Hakikati bu ikinci misâlimizi gayet güzel gösterdiğinden burada kısa kesiyoruz.

İşte, misâl için şu iki âyet-i kerîme gibi pekçok berâhin-i latîfe-i akliyeyi tazammun eden sâir âyetleri dahi kıyâs eyle, tetebbu' et. İşte Menâbi-i Aşere ve On Medâr, bir hads-i kat'î, bir bürhân-ı kàtı'ı intac ediyorlar ve o pek esâslı hads ve o pek kuvvetli bürhân, haşir ve kıyâmete dâî ve muktazînin vücûduna kat'iyyen delâlet ettikleri gibi, Sâni'-i Zülcelâl’in dahi –Onuncu Söz’de kat'iyyen isbât edildiği üzere– Hakîm, Rahîm, Hafîz, Âdil gibi ekser Esmâ-i Hüsnâ’sı, haşir ve kıyâmetin gelmesini ve saâdet-i ebediyenin

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.