İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 393 / 765
393

bütün esnâfını.. mehâsin-i ahlâkıyenin bütün efrâdını.. ulûm-u kevniyenin bütün fezlekelerini.. maârif-i İlâhiye’nin bütün fihristelerini.. hayat-ı şahsiye ve ictimâiye-i beşeriyenin bütün nâfi' düsturlarını.. ve hikmet-i àliye-i kâinâtın bütün nurânî kanunlarını cem'etmekle beraber hiçbir müşevveşiyet eseri görünmüyor. Elhak, o kadar ecnâs-ı muhtelifeyi bir yerde toplayıp bir münâkaşa, bir karışık çıkmamak, kahhâr bir nizâm-ı i'câzînin işi olabilir. Elhak, bütün bu câmiiyet içinde şu intizam ile beraber geçmiş Yirmidört aded Söz’lerde izâh ve isbât edildiği gibi cehl-i mürekkebin menşe'i olan âdiyât perdelerini keskin beyânâtıyla yırtmak.. âdet perdeleri altında gizli olan hàrikulâdeleri çıkarıp göstermek.. ve dalâletin menba'ı olan tabiat tâğûtunu, bürhânın elmas kılıncıyla parçalamak.. ve gaflet uykusunun kalın tabakalarını ra'd-misâl sayhalarıyla dağıtmak.. ve felsefe-i beşeriyeyi ve hikmet-i insaniyeyi âciz bırakan kâinâtın tılsım-ı muğlakını ve hilkat-i âlemin muammâ-yı acîbesini feth ve keşfetmek.. elbette hakikat-bîn ve gayb-âşinâ ve hidayet-bahş ve hak-nümâ olan Kur'ân gibi bir mu'cizekârın hàrikulâde işleridir.

Evet, Kur'ân’ın âyetlerine insaf ile dikkat edilse görünüyor ki: Sâir kitaplar gibi bir-iki maksadı takib eden tedrîcî bir fikrin silsilesine benzemiyor. Belki, def'î ve ânî bir tavrı var ve ilkà olunuyor bir gidişatı var ve beraber gelen herbir tâifesi müstakil olarak uzak bir yerden ve gayet ciddi ve ehemmiyetli bir muhâberenin tek tek, kısa kısa bir sûrette geldiğinin nişanı var.

Evet, kâinâtın Hàlık’ından başka kim var ki, bu derece kâinât ve Hàlık-ı Kâinâtla ciddi alâkadar bir muhâbereyi yapabilsin!.. Hadsiz derece haddinden çıkıp Hàlık-ı Zülcelâl’i kendi keyfiyle söyleştirsin, kâinâtı doğru olarak konuştursun! Evet, Kur'ân’da kâinât Sâni'inin pek ciddi ve hakîki ve ulvî ve hak olarak konuşması ve konuşturması görünüyor. Taklidi îmâ edecek hiçbir emâre bulunmuyor. O söyler ve söylettirir. Farz-ı muhâl olarak Müseylime gibi hadsiz derece haddinden çıkıp taklidkârâne o izzet ve ceberût sâhibi olan Hàlık-ı Zülcelâl’ini kendi fikriyle konuşturup ve kâinâtı onunla konuştursa, elbette binler taklid emâreleri ve binler sahtekârlık alâmetleri bulunacaktır. Çünkü; en pest bir hâlinde en yüksek tavrı takınanların her hâleti taklidciliğini gösterir. İşte şu hakikati kasem ile ilân eden:

﴿ وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى ❀ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰى ❀ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰى ❀ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْىٌ يُوحٰى ﴾

ya bak, dikkat et...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.