İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 36 / 765
36

cem'iyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayat-ı ictimâiyedir ki; içinde hayır ve şer, iyi ve fenâ, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki; خُذْ مَا صَفَا دَعْ مَا كَدَرْ kaidesiyle amel eder, selâmet-i kalb ile gider. Ve o sahrâ ise; şu Arz ve Dünya’dır. Ve o arslan ise; ölüm ve eceldir. Ve o kuyu ise; beden-i insan ve zaman-ı hayattır. Ve o altmış arşın derinlik ise; ömr-ü vasatî ve ömr-ü gâlibî olan altmış seneye işârettir. Ve o ağaç ise; müddet-i ömür ve madde-i hayattır. Ve o iki siyah ve beyaz hayvan ise; gece ve gündüzdür. Ve o ejderha ise; ağzı kabir olan tarîk-ı berzahiye ve revâk-ı uhreviyedir. Fakat o ağız, mü'min için zindândan bir bahçeye açılan bir kapıdır. Ve o haşerât-ı muzırra ise; musîbât-ı dünyeviyedir. Fakat mü'min için, gaflet uykusuna dalmamak için tatlı îkazât-ı İlâhiye ve iltifatât-ı Rahmâniye hükmündedir. Ve o ağaçtaki yemişler ise; dünyevî ni'metlerdir ki; Cenâb-ı Kerîm-i Mutlak, onları Âhiret ni'metlerine bir liste, hem ihtar edici, hem müşâbihleri, hem Cennet meyvelerine müşterileri dâvet eden nümûneler sûretinde yapmış. Ve o ağacın birliğiyle beraber, muhtelif başka başka meyveler vermesi ise; kudret-i Samedâniye’nin sikkesine ve Rubûbiyet-i İlâhiye’nin hâtemine ve saltanat-ı Ulûhiyet’in tuğrâsına işârettir.

Çünkü: “Bir tek şeyden herşeyi yapmak” yani; bir topraktan bütün nebâtât ve meyveleri yapmak; hem bir sudan bütün hayvanatı halketmek; hem basit bir yemekten bütün cihâzât-ı hayvaniyeyi icâd etmek; bununla beraber “Herşeyi bir tek şey yapmak” yani; zîhayatın yediği gayet muhtelifü'l-cins taamlardan o zîhayata bir lahm-ı mahsûs yapmak, bir cild-i basit dokumak gibi san'atlar; Zât-ı Ehad-i Samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebed’in sikke-i hàssasıdır, hâtem-i mahsûsudur, taklid edilmez bir tuğrâsıdır. Evet, bir şeyi herşey ve herşeyi bir şey yapmak; herşeyin Hàlık’ına hàs ve Kàdir-i Küll-i Şey’e mahsûs bir nişandır, bir âyettir.

Ve o tılsım ise; sırr-ı îmân ile açılan sırr-ı hikmet-i hilkattir. Ve o miftâh ise; يَا اَللّٰهُ ❀ لَااِلٰهَاِلَّااللّٰهُ ❀ اَللّٰهُ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ dur. Ve o ejderha ağzı bahçe kapısına inkılâb etmesi ise, işârettir ki: Kabir ehl-i dalâlet ve tuğyan için vahşet ve nisyan içinde zindân gibi sıkıntılı ve bir ejderha batnı gibi dar bir mezara açılan bir kapı olduğu hâlde; ehl-i Kur'ân ve îmân için zindân-ı dünyadan bostan-ı bekàya ve meydân-ı imtihandan ravza-i cinâna ve zahmet-i hayattan Rahmet-i Rahmân’a açılan bir kapıdır. Ve o vahşî arslanın dahi mûnis bir hizmetkâra dönmesi ve musahhar bir at olması ise, işârettir ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.