İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 354 / 765
354

kesretten vahdete, müntehâdan mebde'e çeviren bir hayt-ı vuslat, yâhut mebde' ve müntehâ ortasında bir nokta-i ittisaldir.

Nasıl ki, tohum olacak kıymetdâr bir meyve-i zîşuûr, ağacın altındaki zîrûhlara baksa, güzelliğine güvense, kendini onların ellerine atsa veya gaflet edip düşse, onların ellerine düşecek, parçalanacak, âdi bir tek meyve gibi zâyi' olacak. Eğer o meyve, nokta-i istinâdını bulsa, içindeki çekirdek, bütün ağacın cihetü'l-vahdetini tutmakla beraber ağacın bekàsına ve hakikatinin devamına vâsıta olacağını düşünebilse, o vakit o tek meyve içinde bir tek çekirdek, bir hakikat-i külliye-i dâimeye, bir ömr-ü bâkî içinde mazhar oluyor. Öyle de; insan, eğer kesrete dalıp, kâinât içinde boğulup, dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fânîlerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa, elbette nihâyetsiz bir hasârete düşer. Hem fenâ, hem fânî, hem ademe düşer. Hem ma'nen kendini i'dâm eder. Eğer lisân-ı Kur'ân’dan kalb kulağıyla îmân derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa, ubûdiyetin mi'râcıyla arş-ı kemâlâta çıkabilir. Bâkî bir insan olur.

Ey nefsim! Mâdem hakikat böyledir ve mâdem millet-i İbrahimiye’densin (A.S.) İbrahimvâri ﴾ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ﴿ de ve Mahbûb-u Bâkî’ye yüzünü çevir ve benim gibi şöyle ağla...

(Buradaki Fârisî beyitler, Onyedinci Söz’ün İkinci Makamı’nda yazılmakla burada yazılmamıştır.) ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.