reis-i enveri olan Kur'ân-ı Hakîm, bütün erkân-ı îmâniyeyi vâzıh bir sûrette, pek ciddi bir ifâdede ve kasdî bir tarzda tafsîl etmişlerdir?”
Evet, çünkü; hakikatte hakîki kemâl-i etemm öyledir. İşte şu esrârın hikmeti şudur ki: İnsan çendan bütün esmâya mazhar ve bütün kemâlâta müstaîddir. Lâkin, iktidarı cüz'î, ihtiyarı cüz'î, isti'dâdı muhtelif, arzuları mütefâvit olduğu hâlde; binler perdeler, berzahlar içinde hakikati taharrî eder. Onun için hakikatin keşfinde ve hakkın şühûdunda berzahlar ortaya düşüyor. Bazılar berzahtan geçemiyorlar. Kàbiliyetler başka başka oluyor. Bazıların kàbiliyeti, bazı erkân-ı îmâniyenin inkişafına menşe' olamıyor. Hem esmânın cilvelerinin renkleri mazhara göre tenevvü' ediyor; ayrı ayrı oluyor. Bazı mazhar olan zât, bir ismin tam cilvesine medâr olamıyor. Hem külliyet ve cüz'iyet ve zılliyet ve asliyet itibariyle cilve-i esmâ, başka başka sûret alıyor. Bazı isti'dat cüz'iyetten geçemiyor ve gölgeden çıkamıyor ve isti'dâda göre bazen bir isim gâlib oluyor. Yalnız kendi hükmünü icra ediyor. O isti'datta onun hükmü hükümrân oluyor. İşte şu derin sırra ve şu geniş hikmete, esrârlı, geniş ve hakikat ile bir derece karışık bir temsîl ile bazı işâretler ederiz.
Meselâ: Zühre nâmıyla nakışlı bir çiçek ve Kamer’e âşık hayatlı bir katre ve Güneş’e bakan safvetli bir reşhayı farzediyoruz ki; herbirisinin bir şuûru, bir kemâli var ve o kemâle bir iştiyakı bulunuyor. Şu üç şeyde çok hakikatlere işâret etmekle beraber nefis ve akıl ve kalbin sülûklerine işâret eder ve üç tabaka ehl-i hakikate misâldir. (Hâşiye) [^2]
[^2]:(Hâşiye) Her tabakada dahi üç tâife var. Temsîldeki üç misâl, her tabakadaki o üç tâifeye, belki dokuz tâifeye bakar; yoksa üç tabakaya değil.
Birincisi: Ehl-i fikir, ehl-i velâyet, ehl-i nübüvvetin işârâtıdır.
İkincisi: Cismânî cihâzât ile kemâline sa'yedip hakikate gidenleri... Ve nefsin tezkiyesiyle ve aklın istimâliyle mücâhede etmekle hakikate gidenleri... Ve kalbin tasfiyesiyle ve îmân ve teslîmiyetle hakikate gidenlerin misâlleridir.
Üçüncüsü: Enâniyeti bırakmayan ve âsâra dalan ve yalnız istidlâliyle hakikate giden... Ve ilim ve hikmetle ve akıl ve mârifetle hakikati aramaya giden... Ve îmân ve Kur'ân ile, fakr ve ubûdiyetle hakikate çabuk giden, ayrı ayrı isti'datta bulunan üç tâifenin hikmet-i ihtilâflarına işâret eden temsîllerdir.
İşte şu üç tabakanın terakkiyâtındaki sırrı ve geniş hikmeti; “Zühre”,“Katre”, “Reşha” ünvânları altında bir temsîl ile bir derece göstereceğiz.
