İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 313 / 765
313

bırakıp, tekebbür ve da'vâya sapsan; o vakit iyilik ve icâd cihetinde arı ve karıncadan daha aşağı, örümcek ve sinekten daha zaîf düşersin. Şer ve tahrib cihetinde; dağdan daha ağır, tâundan daha muzır olursun.

Evet ey insan! Sende iki cihet var.

Birisi: İcâd ve vücûd ve hayır ve müsbet ve fiil cihetidir.

Diğeri: Tahrib, adem, şer, nefy, infiâl cihetidir. Birinci cihet itibariyle; arıdan, serçeden aşağı; sinekten, örümcekten daha zaîfsin. İkinci cihet itibariyle; dağ, yer, göklerden geçersin. Onların çekindiği ve izhâr-ı acz ettikleri bir yükü kaldırırsın. Onlardan daha geniş, daha büyük bir dâire alırsın. Çünkü: Sen iyilik ve icâd ettiğin vakit, yalnız vüs'atin nisbetinde, elin ulaşacak derecede, kuvvetin yetişecek mertebede iyilik ve icâd edebilirsin. Eğer fenâlık ve tahrib etsen, o vakit fenâlığın tecâvüz ve tahribin intişar eder.

Meselâ: Küfür; bir fenâlıktır, bir tahribdir, bir adem-i tasdiktir. Fakat o tek seyyie, bütün kâinâtın tahkîrini ve bütün Esmâ-i İlâhiye’nin tezyifini, bütün insaniyetin terzilini tazammun eder. Çünkü: Şu mevcûdâtın àlî bir makamı, ehemmiyetli bir vazifesi vardır. Zîra onlar, mektûbat-ı Rabbâniye ve merâyâ-yı Sübhâniye ve memurîn-i İlâhiye’dirler.

Küfür ise, onları âyinedârlık ve vazifedârlık ve mânidârlık makamından düşürüp, abesiyet ve tesâdüfün oyuncağı derekesine ve zevâl ve firâkın tahribiyle çabuk bozulup değişen mevâdd-ı fâniyeye ve ehemmiyetsizlik, kıymetsizlik, hiçlik mertebesine indirdiği gibi, bütün kâinâtta ve mevcûdâtın âyinelerinde nakışları ve cilveleri ve cemâlleri görünen Esmâ-i İlâhiye’yi inkâr ile tezyif eder ve insanlık denilen bütün Esmâ-i Kudsiye-i İlâhiye’nin cilvelerini güzelce ilân eden bir kaside-i manzûme-i hikmet.. ve bir şecere-i bâkiyenin cihâzâtını câmi' çekirdek-misâl bir mu'cize-i kudret-i bâhire.. ve emânet-i kübrâyı uhdesine almakla; yer, gök, dağa tefevvuk eden ve melâikeye karşı rüchâniyet kazanan bir sâhib-i mertebe-i hilâfet-i arziyeyi; en zelîl bir hayvan-ı fânî-i zâilden daha zelîl, daha zaîf, daha âciz, daha fakir bir derekeye atar. Ve mânâsız, karmakarışık, çabuk bozulur bir âdi levha derekesine indirir.

Elhâsıl: Nefs-i emmâre, tahrib ve şer cihetinde nihâyetsiz cinayet işleyebilir; fakat icâd ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz'îdir. Evet bir hâneyi bir günde harâb eder, yüz günde yapamaz.

Lâkin, eğer enâniyeti bıraksa, hayrı ve vücûdu tevfik-i İlâhiye’den istese, şer ve tahribden ve nefse i'timâddan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa, o vakit ﴾ يُبَدِّلُ اَللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ ﴿ sırrına mazhar olur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.