İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 30 / 765
30

kemâl-i lezzetle seyr ve temâşâya vâsıta sûretini alır. Evet, Güneş’in nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder.

Ve o iki ilâç ise; biri, sabır ile tevekküldür. Hàlık’ının kudretine istinâd, hikmetine i'timâddır. Öyle mi?

Evet, emr-i ﴾ كُنْ فَيَكُونُ ﴿ e mâlik bir Sultan-ı Cihan’a, acz tezkeresiyle istinâd eden bir adamın, ne pervâsı olabilir? Zîra, en müdhiş bir musîbet karşısında; ﴾ اِنَّا لِلّٰهِ وَ اِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ ﴿ deyip itmi'nân-ı kalb ile Rabb-i Rahîm’ine i'timâd eder. Evet, ârif-i billâh; aczden, mehàfetullâhtan telezzüz eder. Evet, havfta lezzet vardır. Eğer, bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan suâl edilse:

“En lezîz ve en tatlı hâletin nedir?” Belki diyecek: “Aczimi, zaafımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokadından korkarak, yine vâlidemin şefkatli sînesine sığındığım hâlettir.” Hâlbuki; bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecellî-i Rahmet’tir. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullâhta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberrî edip, Allah’a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefâatçi yapmışlar.

Diğer ilâç ise; şükür ve kanâat ile taleb ve duâ ve Rezzâk-ı Rahîm’in rahmetine i'timâddır. Öyle mi?

Evet, bütün yer yüzünü bir sofra-i ni'met eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvâd-ı Kerîm’in misâfirine, fakr ve ihtiyaç, nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki fakr ve ihtiyacı, hoş bir iştihâ sûretini alır. İştihâ gibi fakrın tezyîdine çalışır. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. (Sakın yanlış anlama! Allah’a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa, fakrını halka gösterip, dilencilik vaziyetini almak demek değildir.)

Ve o bilet, sened ise; başta namaz olarak, edâ-i ferâiz ve terk-i kebâirdir. Öyle mi?

Evet, bütün ehl-i ihtisas ve müşâhedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla; o uzun ve karanlıklı ebedü'l-âbâd yolunda zâd ve zahîre, ışık ve burâk; ancak Kur'ân’ın evâmirini imtisal ve nevâhîsinden ictinâb ile elde edilebilir. Yoksa, fen ve felsefe, san'at ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları kabrin kapısına kadardır.

İşte ey tenbel nefsim! Beş vakit namazı kılmak, yedi kebâiri terketmek, ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi, meyvesi, fâidesi ne kadar çok,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.