İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 287 / 765
287

İkinci çeşit odur ki; her denk üzerinde yazıyı okur, herbir top üstünde tuğrâyı tanır, herbir ilân üstünde mührünü bilir bir sûrette “Herşey o zâtındır.” der. İşte şu hâlde herbir şey o zâtı ma'nen gösterir.

Aynen öyle de; tevhid dahi iki çeşittir.

Biri: Tevhid-i âmî ve zâhirîdir ki; “Cenâb-ı Hak birdir, şerîki, nazîri yoktur, bu kâinât O’nundur.”

İkincisi: Tevhid-i hakîkidir ki; herşey üstünde sikke-i kudretini ve hâtem-i Rubûbiyet’ini ve nakş-ı kalemini görmekle doğrudan doğruya herşeyden O’nun nuruna karşı bir pencere açıp O’nun birliğine ve herşey O’nun dest-i kudretinden çıktığına ve Ulûhiyet’inde ve Rubûbiyet’inde ve mülkünde hiçbir vecihle, hiçbir şerîki ve muîni olmadığına, şühûda yakın bir yakìn ile tasdik edip îmân getirmektir ve bir nev'i huzur-u dâimî elde etmektir. Biz dahi şu Söz’de, o hàlis ve àlî tevhid-i hakîkiyi gösterecek şuâları zikredeceğiz.

Birinci nükte içinde bir ihtar: Ey esbâb-perest gâfil! Esbâb, bir perdedir. Çünkü, izzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i Samedâniye’dir. Çünkü, tevhid ve celâl öyle ister ve istiklâli iktiza eder. Sultan-ı Ezelî’nin memurları, Saltanat-ı Rubûbiyet’in icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellâllarıdırlar ve o Rubûbiyet’in temâşâger nâzırlarıdırlar. Ve o memurlar, o vâsıtalar, kudretin izzetini, Rubûbiyet’in haşmetini izhâr içindir. Tâ umûr-u hasîse ile kudretin mübâşereti görünmesin. Acz-âlûd, fakr-pîşe olan insanî bir sultan gibi, acz ve ihtiyaç için memurları şerîk-i saltanat ittihàz etmiş değildir. Demek esbâb vaz'edilmiş, tâ aklın nazar-ı zâhirîsine karşı kudretin izzeti muhâfaza edilsin. Zîra âyinenin iki vechi gibi, herşeyin bir “mülk” ciheti var ki; âyinenin mülevven yüzüne benzer, muhtelif renklere ve hâlâta medâr olabilir. Biri “melekût” dur ki; âyinenin parlak yüzüne benzer. Mülk ve zâhir vechinde, kudret-i Samedâniye’nin izzetine ve kemâline münâfî hâlât vardır. Esbâb, o hâlâta hem merci', hem medâr olmak için vaz'edilmişler. Fakat melekûtiyet ve hakikat cânibinde, herşey şeffâftır, güzeldir. Kudretin bizzat mübâşeretine münâsibdir. İzzetine münâfî değildir. Onun için esbâb, sırf zâhirîdir, melekûtiyette ve hakikatte te'sir-i hakîkileri yoktur.

Hem esbâb-ı zâhiriyenin diğer bir hikmeti şudur ki: Haksız şekvâları ve bâtıl i'tirâzları Âdil-i Mutlak’a tevcîh etmemek için o şekvâlara, o i'tirâzlara hedef olacak esbâb vaz'edilmiştir. Çünkü; kusur onlardan çıkıyor ve onların kàbiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misâl-i latîf sûretinde bir temsîl-i manevî rivâyet ediliyor ki: Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakk’a demiş ki: “Kabz-ı ervâh vazifesinde Senin ibâdın benden şekvâ edecekler, benden küsecekler.” Cenâb-ı Hak lisân-ı hikmetle O’na demiş ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.