Ve o tabur ise, şu asrın Cemâat-i İslâmiye’sidir. O iki nefer ise; biri: Ferâiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebâiri terk ve günahları işlememek için, nefis ve şeytanla mücâhede eden müttakì Müslüman’dır. Diğeri: Rezzâk-ı Hakîki’yi ittiham etmek derecesinde derd-i maîşete dalıp, ferâizi terk eden ve maîşet yolunda rastgele günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. Ve o ta'lim ve ta'limât ise –başta namaz– ibâdettir. Ve o harb ise, nefis ve hevâ, cin ve ins şeytanlarına karşı mücâhede edip, günahlardan ve ahlâk-ı rezîleden, kalb ve rûhunu helâket-i ebediyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise; birisi: Hayatı verip beslemektir. Diğeri: Hayatı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır. O’na tevekkül edip emniyet etmektir.
Evet, en parlak bir mu'cize-i san'at-ı Samedâniye ve bir hàrika-i Hikmet-i Rabbâniye olan hayatı kim vermiş, yapmış ise, rızıkla o hayatı besleyen ve idâme eden de O’dur. O’ndan başka olmaz! Delil mi istersin? En zaîf, en aptal hayvan, en iyi beslenir. –Meyve kurtları ve balıklar gibi– Hem en âciz, en nâzik mahlûk, en iyi rızkı o yer. –Çocuklar ve yavrular gibi–
Evet, vâsıta-i rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile olmadığını; belki, acz ve za'f ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvâzene etmek kâfîdir.
Demek, derd-i maîşet için namazını terk eden, o nefere benzer ki; ta'limi ve siperini bırakıp çarşıda dilencilik eder. Fakat, namazını kıldıktan sonra Cenâb-ı Rezzâk-ı Kerîm’in matbaha-i rahmetinden ta'yinâtını aramak –başkalara bâr olmamak için– kendisi bizzat gitmek güzeldir, mertliktir; o dahi bir ibâdettir.
Hem, insan ibâdet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihâzât-ı maneviyesi gösteriyor. Zîra, hayat-ı dünyeviyesine lâzım olan amel ve iktidar cihetinde; en ednâ bir serçe kuşuna yetişmez. Fakat, hayat-ı maneviye ve uhreviyesine lâzım olan ilim ve iftikàr ile tazarru ve ibâdet cihetinde hayvanatın sultanı ve kumandanı hükmündedir.
Demek ey nefsim! Eğer hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i maksad yapsan ve ona dâim çalışsan, en ednâ bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun. Eğer hayat-ı uhreviyeyi gaye-i maksad yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan, o vakit hayvanatın büyük bir kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenâb-ı Hakk’ın nâzlı ve niyâzdâr bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misâfiri olursun.
İşte sana iki yol. İstediğini intihâb edebilirsin. Hidayet ve tevfiki Erhamürrâhimîn’den iste... ∗∗∗
