Cennet’tir. O istasyon ise; kabirdir. O seyahat ise; kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre, o uzun yolu mütefâvit derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takvâ berk gibi, bin senelik yolu bir günde keser. Bir kısmı da hayâl gibi, ellibin senelik bir mesâfeyi bir günde kat'eder. Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân şu hakikate iki âyetiyle işâret eder. O bilet ise; namazdır. Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfî gelir.
Acaba, yirmiüç saatini, şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye bir tek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder! Zîra, bin adamın iştirâk ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabûl ederse; hâlbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
Hâlbuki: Namazda; rûhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır, hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir.
Hem, namaz kılanın diğer mübâh dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermâye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibkà eder. ∗∗∗
