İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 198 / 765
198

Sâni'-i Kerîm, Fâtır-ı Rahîm, herbir tâifenin resm-i geçit nöbeti bittikten ve o resm-i geçitten maksûd olan neticeler alındıktan sonra, ekseriyet itibariyle dünyadan, merhametkârâne bir tarz ile tenfîr edip usandırıyor, istirahate bir meyil ve başka bir âleme göçmeğe bir şevk ihsân ediyor ve vazife-i hayattan terhis edildikleri zaman, vatan-ı aslîlerine bir meyelân-ı şevk-engîz, rûhlarında uyandırıyor.

Hem o Rahmân’ın nihâyetsiz rahmetinden uzak değil ki; nasıl vazife uğrunda, mücâhede işinde telef olan bir nefere şehâdet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücûd-u bâkî vererek, Sırat üstünde, sâhibine Burâk gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfâtlandırıyor... Öyle de, sâir zîrûh ve hayvanatın dahi, kendilerine mahsûs vazife-i fıtriye-i Rabbâniye’lerinde ve evâmir-i Sübhâniye’nin itâatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîrûhların, onlara göre bir çeşit mükâfât-ı rûhâniye ve onların isti'datlarına göre bir nev'i ücret-i maneviye, o tükenmez hazine-i rahmetinden baîd değil ki, bulunmasın. Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler, belki memnun olsunlar.

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ

Lâkin, zîrûhların en eşrefi ve şu bayramlarda kemiyet ve keyfiyet cihetiyle en ziyâde istifade eden insan, dünyaya pek çok meftûn ve mübtelâ olduğu hâlde, dünyadan nefret ve âlem-i bekàya geçmek için eser-i rahmet olarak iştiyak-engîz bir hâlet verir. Kendi insaniyeti dalâlette boğulmayan insan, o hâletten istifade eder. Rahat-ı kalb ile gider. Şimdi, o hâleti intac eden vecihlerden, nümûne olarak beşini beyân edeceğiz.

Birincisi: İhtiyarlık mevsimiyle; dünyevî, güzel ve câzibedâr şeyler üstünde fenâ ve zevâlin damgasını ve acı mânâsını göstererek, o insanı dünyadan ürkütüp, o fânîye bedel, bir bâkî matlûbu arattırıyor.

İkincisi: İnsanın alâka peydâ ettiği bütün ahbablardan yüzde doksandokuzu, dünyadan gidip diğer bir âleme yerleştikleri için, o ciddi muhabbet sâikasıyla, o ahbabın gittiği yere bir iştiyak ihsân edip, mevt ve eceli mesrûrâne karşılattırıyor.

Üçüncüsü: İnsandaki nihâyetsiz zaîflik ve âcizliği, bazı şeylerle ihsâs ettirip, hayat yükü ve yaşamak tekâlifi ne kadar ağır olduğunu anlattırıp, istirahate ciddi bir arzu ve bir diyar-ı âhere gitmeye samîmî bir şevk veriyor.

Dördüncüsü: İnsan-ı mü'mine nur-u îmân ile gösterir ki:

Mevt, i'dâm değil, tebdil-i mekândır. Kabir ise, zulümâtlı bir kuyu ağzı değil, nurâniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şa'şaasıyla

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.