İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 186 / 765
186

Kısa birkaç cümle ile, “Tûfân” hâdise-i azîmesini netâiciyle öyle îcâzkârâne ve mu'cizâne beyân ediyor ki; çok ehl-i belâğatı, belâğatına secde ettirmiş...

Hem meselâ:

﴿ كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَا ❀ اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَا ❀ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا ❀ فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَا ❀ وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا ﴾

İşte, Kavm-i Semûd’un acîb ve mühim hâdisâtını ve netâicini ve sû-i âkıbetlerini böyle kısa birkaç cümle ile, îcâz içinde bir i'câz ile, selâsetli ve vuzûhlu ve fehmi ihlâl etmez bir tarzda beyân ediyor.

Hem meselâ:

﴿ وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓااِلٰهَ اِلَّٓااَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ ﴾

İşte, ﴾  اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ ﴿ cümlesinden ﴾ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ ﴿ cümlesine kadar çok cümleler matvîdir. O mezkûr olmayan cümleler ise, fehmi ihlâl etmiyor; selâsetine zarar vermiyor. Hazret-i Yûnus Aleyhisselâm’ın kıssasında mühim esâsları zikreder; mütebâkisini akla havâle eder.

Hem meselâ: Sûre-i Yûsuf’ta ﴾ فَاَرْسِلُونِ ﴿ kelimesinden ﴾ يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدّ۪يقُ ﴿ ortasında yedi-sekiz cümle, îcâz ile tayyedilmiş. Hiç fehmi ihlâl etmiyor. Selâsetine zarar vermiyor. Bu çeşit mu'cizâne îcâzlar Kur'ân’da pek çoktur. Hem pek güzeldir.

Amma Sûre-i Kaf’ın âyeti ise; ondaki îcâz, pek acîb ve mu'cizânedir. Çünkü; kâfirlerin pek müdhiş ve çok uzun ve bir günü elli bin sene olan istikbâline ve o istikbâlin dehşetli inkılâbâtında kâfirin başına gelecek elîm ve mühim hâdisâta birer birer parmak basıyor. Şimşek gibi, fikri onlar üstünde gezdiriyor. O pek çok uzun zamanı, hazır bir sahife gibi nazara gösteriyor. Zikredilmeyen hâdisâtı; hayâle havâle edip, àlî bir selâsetle beyân eder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.