İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 178 / 765
178

Dedim:

– Ey şeytan! Bîtarafâne muhâkeme, iki taraf ortasında bir vaziyettir.Hâlbuki, hem senin, hem insandaki senin şâkirdlerin, dediğiniz bîtarafâne muhâkeme ise; taraf-ı muhâlifi iltizamdır, bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü: Kur'ân’a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhâkeme etmek, şıkk-ı muhâlifi esâs tutmaktır. Bâtılı iltizamdır, bîtarafâne değildir; belki bâtıla tarafgirliktir.

Şeytan dedi ki:

– Öyle ise; ne Allah’ın kelâmı, ne de beşer kelâmı deme. Ortada farzet, bak.

Ben dedim:

– O da olamaz. Çünkü: Münâzaun-fîh bir mal bulunsa, eğer iki müddeî birbirine yakın ise ve kurbiyet-i mekân varsa, o vakit, o mal, ikisinden başka birinin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir sûrette bir yere bırakılacak. Hangisi isbât etse, o alır. Eğer o iki müddeî birbirinden gayet uzak, biri maşrıkta, biri mağribde ise; o vakit kaideten “Sâhibü'l-yed” kim ise, onun elinde bırakılacaktır. Çünkü, ortada bırakmak kàbil değildir.

İşte Kur'ân kıymetdâr bir maldır. Beşer kelâmı Cenâb-ı Hakk’ın kelâmından ne kadar uzaksa; o iki taraf o kadar, belki hadsiz birbirinden uzaktır. İşte, serâdan süreyyâya kadar birbirinden uzak o iki taraf ortasında bırakmak mümkün değildir. Hem ortası yoktur. Çünkü, vücûd ve adem gibi ve nakızeyn gibi iki zıttırlar, ortası olamaz. Öyle ise, Kur'ân için sâhibü'l-yed, taraf-ı İlâhî’dir. Öyle ise, O’nun elinde kabûl edilip, öylece delâil-i isbâta bakılacak. Eğer öteki taraf O’nun “Kelâmullâh” olduğuna dair bütün bürhânları birer birer çürütse elini O’na uzatabilir; yoksa uzatamaz. Heyhât! Binler berâhin-i kat'iyyenin mıhlarıyla Arş-ı A'zam’a çakılan bu muazzam pırlantayı hangi el bütün o mıhları söküp, o direkleri kesip, O’nu düşürebilir?..

İşte ey şeytan! Senin rağmına, ehl-i hak ve insaf bu sûretteki hakikatli muhâkeme ile muhâkeme ederler. Hattâ en küçük bir delilde dahi, Kur'ân’a karşı îmânlarını ziyâdeleştirirler. Senin ve şâkirdlerinin gösterdiği yol ise; bir kere, beşer kelâmı farzedilse, yani Arş’a bağlanan o muazzam pırlanta yere atılsa; bütün mıhların kuvvetinde ve çok bürhânların metânetinde bir tek bürhân lâzım ki, O’nu yerden kaldırıp, Arş-ı Manevî’ye çaksın. Tâ küfrün zulümâtından kurtulup, îmânın envârına erişsin. Hâlbuki buna muvaffak olmak pek güçtür. Onun için, senin desîsen ile şu zamanda, bîtarafâne muhâkeme sûreti altında, çokları îmânlarını kaybediyorlar...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.