İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 166 / 765
166

Üçüncü Suâl: Bazı eşhâsın hatâsından gelen bu musîbet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevab: Umumî musîbet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken tarafdâr olmasıyla ma'nen iştirâk eder, musîbet-i âmmeye sebebiyet verir.

Dördüncü Suâl: Mâdem bu zelzele musîbeti, hatâların neticesi ve keffâretü'z-zünûbdur. Masûmların ve hatâsızların o musîbet içinde yanması nedendir? Adâletullâh nasıl müsâade eder?

Yine manevî cânibden elcevab: Bu mes'ele sırr-ı kadere taalluk ettiği için, Risale-i Kader’e havâle edip yalnız burada bu kadar denildi: ﴾ وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةً ﴿ yani: “Bir belâ, bir musîbetten çekininiz ki; geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsûs kalmayıp masûmları da yakar.”

Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydân-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücâhededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, tâ müsâbaka ve mücâhede ile Ebûbekir’ler, A'lâ-yı İlliyîne çıksınlar ve Ebûcehil’ler, esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masûmlar, böyle musîbetlerde sağlam kalsaydılar, Ebûcehil’ler, aynen Ebûbekir’ler gibi teslîm olup, mücâhede ile manevî terakkî kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Mâdem, mazlum, zâlim ile beraber musîbete düşmek Hikmet-i İlâhiye’ce lâzım geliyor. Acaba o bîçâre mazlumların rahmet ve adâletten hisseleri nedir?

Bu suâle karşı cevaben denildi ki: O musîbetteki gadab ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü; o masûmların fânî malları, onların hakkında sadaka olup, bâkî bir mal hükmüne geçtiği gibi, fânî hayatları dahi, bir bâkî hayatı kazandıracak derecede bir nev'i şehâdet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azaptan büyük ve dâimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gadab içinde bir rahmettir.

Beşinci Suâl: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatâlara hususî ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hâl cemâl-i rahmetine ve şümûl-u kudretine nasıl muvâfık düşer?

Elcevab: Kadîr-i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazifesinde,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.