müstehak değilim.” Çünkü; tek bir adem, hadsiz ademleri intac eder. Fakat vücûd kendine göre semere verir. Çünkü; bir şeyin vücûdu, bütün şerâit ve esbâbın vücûduna mütevakkıf olduğu hâlde; o şeyin ademi ve intifâsı, tek bir şartın intifâsıyla, tek bir cüz'ün ademiyle netice itibariyle mün'adim olur. Bundandır ki: “Tahrib, tamirden pek çok defa eshel olduğu” bir düstur-u müteârife hükmüne geçmiştir. Mâdem küfür ve dalâlet, tuğyan ve ma'siyet esâsları, inkârdır ve reddir; terktir ve adem-i kabûldür. Sûret-i zâhiriyede ne kadar müsbet ve vücûdlu görünse de, hakikatte intifâdır, ademdir. Öyle ise, cinayet-i sâriyedir. Sâir mevcûdâtın netâic-i amellerine halel verdiği gibi Esmâ-i İlâhiye’nin cilve-i cemâllerine perde çeker.
İşte bu hadsiz şikâyete hakları olan mevcûdât nâmına o mevcûdâtın Sultan’ı, şu âsî beşerden azîm şikâyet eder. Ve etmesi, ayn-ı hikmettir. Ve o âsî, şiddetli tehdidâta elbette müstehaktır ve dehşetli vaîdlere, bilâ-şübhe sezâdır. ∗∗∗
