İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 152 / 765
152

yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki, sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber, çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihâyetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinât şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lambaları ve idareleri ne derece o misâlden daha büyük, daha mükemmeldir.. o derecede –sizin okuduğunuz veya okuyacağınız, fenn-i elektrik mikyâsıyla– bu meşher-i a'zam-ı kâinâtın Sultan’ını, Münevvir’ini, Müdebbir’ini, Sâni'ini, o nurânî yıldızları şâhid göstererek tanıttırır, tesbihâtla, takdisâtla sevdirir, perestiş ettirir.

Hem meselâ: Nasıl ki bir kitab bulunsa ki; bir satırında bir kitab ince yazılmış ve herbir kelimesinde ince kalemle bir Sûre-i Kur'âniye yazılmış, gayet mânidâr ve bütün mes'eleleri birbirini te'yid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde mehâretli ve iktidarlı gösteren bir acîb mecmua; şeksiz, gündüz gibi kâtib ve musannifini kemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır. “Mâşâallâh, Bârekallâh” cümleleriyle takdir ettirir.

Aynen öyle de: Bu kâinât kitab-ı kebîri ki, bir tek sahifesi olan zemin yüzünde ve bir tek forması olan baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üçyüz bin nebâtî ve hayvanî tâifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatâsız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazen ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihâyetsiz mânidâr ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinât ve bu mücessem Kur'ân-ı Ekber-i Âlem, mezkûr misâldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidâr ise; o derecede –sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü'l-eşya ve mektebde bilfiil mübâşeret ettiğiniz fenn-i kırâat ve fenn-i kitabet geniş mikyâslarıyla ve dûrbîn gözleriyle– bu kitab-ı kâinâtın Nakkàş’ını, Kâtib’ini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır “Allâhuekber” cümlesiyle bildirir, “Sübhânallâh” takdisiyle ta'rif eder, “Elhamdülillâh” senâlarıyla sevdirir.

İşte bu fenlere kıyâsen, yüzer fünûndan herbir fen, geniş mikyâsıyla ve hususî aynasıyla ve dûrbînli gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinâtın Hàlık-ı Zülcelâl’ini esmâsıyla bildirir; sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.

İşte bu muhteşem ve parlak bir bürhân-ı vahdâniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki; Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân çok tekrar ile en ziyâde ﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ ve ﴾ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ﴿ âyetleriyle Hàlık’ımızı bize tanıttırıyor.” diye o mektebli gençlere dedim.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.