İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 113 / 765
113

İşte şu sûrelerde, Kıyâmet ve Haşir’deki inkılâbât-ı azîmeyi ve tasarrufât-ı Rubûbiyet’i öyle bir tarzda zikreder ki; insan onların nazîrelerini dünyada, meselâ; güzde, baharda gördüğü için, kalbe dehşet verip akla sığmayan o inkılâbâtı kolayca kabûl eder. Şu üç sûrenin meâl-i icmâlîsine işâret dahi pek uzun olur. Onun için bir tek kelimeyi nümûne olarak göstereceğiz.

Meselâ: ﴾ اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ﴿ kelimesiyle ifâde eder ki:

“Haşir’de herkesin bütün a'mâli bir sahife içinde yazılı olarak neşrediliyor.” Şu mes'ele kendi kendine çok acîb olduğundan akıl ona yol bulamaz. Fakat, sûrenin işâret ettiği gibi haşr-i baharîde başka noktaların nazîresi olduğu gibi, şu neşr-i suhuf nazîresi pek zâhirdir. Çünkü: Her meyvedâr ağaç ve çiçekli bir otun da amelleri var, fiilleri var, vazifeleri var. Esmâ-i İlâhiye’yi ne şekilde göstererek tesbihât etmiş ise ubûdiyetleri var. İşte onun bütün bu amelleri tarih-i hayatlarıyla beraber umum çekirdeklerinde, tohumcuklarında yazılıp; başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar. Gösterdiği şekil ve sûret lisânıyla gayet fasîh bir sûrette analarının ve asıllarının a'mâlini zikrettiği gibi; dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle sahife-i a'mâlini neşreder. İşte gözümüzün önünde bu Hakîmâne, Hafîzâne, Müdebbirâne, Mürebbiyâne, Latîfâne şu işi yapan O’dur ki, der: ﴾ اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ ﴿ Başka noktaları buna kıyâs eyle. Kuvvetin varsa istinbat et.

Sana yardım için bunu da söyleyeceğiz. İşte: ﴾ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ﴿ Şu kelâm, “tekvîr” lafzıyla, yani, “sarmak” ve “toplamak” mânâsıyla parlak bir temsîle işâret ettiği gibi, nazîrini dahi îmâ eder.

Birinci: Evet, Cenâb-ı Hak tarafından adem ve esîr ve semâ perdelerini açıp, güneş gibi dünyayı ışıklandıran pırlanta-misâl bir lambayı, hazine-i rahmetinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracak.

İkinci: Veya ziyâ metâ'ını neşretmek ve zeminin kafasına ziyâyı zulmetle münâvebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu ve her akşam o memura metâ'ını dahi toplattırıp gizlendiği gibi, kâh olur, bir bulut perdesiyle alışverişini az yapar. Kâh olur, Ay onun yüzüne karşı perde olur; muâmelesini bir derece çeker. Metâ'ını ve muâmelât defterlerini topladığı gibi; elbette o memur bir vakit o memuriyetten infisal edecektir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.