İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 100 / 765
100

insanı intihâb edip, gayet büyük bir makam, bir ehemmiyet vermiş. Öyle de, nev'-i insandan dahi makàsıd-ı Rubûbiyet’ine tevâfuk eden ve kendilerini îmân ve teslîm ile O’na sevdiren hakîki insanlar olan enbiyâ ve evliyâ ve asfiyâyı intihâb edip kendine dost ve muhâtab ederek, onları mu'cizeler ve tevfikler ile ikram ve düşmanlarını semâvî tokatlar ile tâzib ediyor. Ve bu kıymetli, sevimli dostlarından dahi, onların imâmı ve mefhari olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ı intihâb ederek, ehemmiyetli küre-i arzın yarısını ve ehemmiyetli nev'-i insanın beşten birisini uzun asırlarda O’nun nuruyla tenvir ediyor. Âdeta bu kâinât O’nun için yaratılmış gibi; bütün gayeleri O’nun ile ve O’nun dini ile ve Kur'ân’ı ile tezâhür ediyor.

Ve o pek çok kıymetdâr ve milyonlar sene yaşayacak kadar hadsiz hizmetlerinin ücretlerini, hadsiz bir zamanda almağa müstehak ve lâyık iken, gayet meşakkatler ve mücâhedeler içinde altmışüç sene gibi kısacık bir ömür verilmiş. Acaba hiçbir cihetle hiçbir imkânı, hiçbir ihtimali, hiçbir kàbiliyeti var mı ki: o Zât, bütün emsâli ve dostlarıyla beraber dirilmesin? Ve şimdi de rûhen diri ve hayy olmasın? İ'dâm-ı ebedî ile mahvolsunlar? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ!.. Evet, bütün kâinât ve hakikat-i âlem, dirilmesini da'vâ eder ve hayatını Sâhib-i kâinâttan taleb ediyor...

Ve mâdem, Yedinci Şuâ olan “Âyetü'l-Kübrâ” da, herbiri bir dağ kuvvetinde, otuzüç aded icmâ-ı azîm isbât etmişler ki: Bu kâinât bir elden çıkmış. Ve bir tek Zât’ın mülküdür. Ve Kemâlât-ı İlâhiye’nin medârı olan Vahdet’ini ve Ehadiyet’ini bedâhetle göstermişler. Ve Vahdet ve Ehadiyet ile bütün kâinât, O Zât-ı Vâhid’in emirber neferleri ve musahhar memurları hükmüne geçiyor. Ve âhiretin gelmesiyle, kemâlâtı, sukùttan; ve adâlet-i mutlakası, müstehziyâne gadr-i mutlaktan; ve hikmet-i âmmesi sefâhetkârâne abesiyetten ve rahmet-i vâsiası, lâhiyâne tâzibden; ve izzet-i kudreti, zelîlâne acizden kurtulurlar, takaddüs ederler.

Elbette ve elbette ve herhalde Îmân-ı Billâh’ın yüzer nüktesinden bu “Sekiz Mâdem” lerdeki hakikatlerin muktezâsıyla; kıyâmet kopacak, haşir ve neşir olacak, dâr-ı mücâzât ve mükâfât açılacak... Tâ ki, arzın mezkûr ehemmiyeti ve merkeziyeti ve insanın ehemmiyeti ve kıymeti tahakkuk edebilsin. Ve arz ve insanın Hàlık’ı ve Rabbi olan Mutasarrıf-ı Hakîm’in mezkûr adâleti, hikmeti, rahmeti, saltanatı takarrür edebilsin. Ve o Bâkî Rabbin mezkûr hakîki dostları ve müştâkları i'dâm-ı ebedîden kurtulsun. Ve o dostların en büyüğü ve en kıymetdârı, bütün kâinâtı memnun ve minnetdâr eden kudsî hizmetlerinin mükâfâtını görsün. Ve Sultan-ı Sermedî’nin kemâlâtı naks ve kusurdan ve kudreti acizden ve hikmeti sefâhetten ve adâleti zulümden tenezzüh ve takaddüs ve teberrî etsin.

Elhâsıl: Mâdem Allah var. Elbette Âhiret vardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.