İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 590 / 656
590

Ezcümle: O seyahat-ı hayâliyede, rızka muhtaç hayvanat âlemini gördüğüm vakit, maddî felsefe ile baktım, hadsiz ihtiyacât ve şiddetli açlıklarıyla beraber za'f ve aczleri, o zîhayat âlemini bana çok acıklı ve elîm gösterdi. Ehl-i dalâlet ve gafletin gözüyle baktığımdan feryâd eyledim. Birden Hikmet-i Kur'âniye ve îmânın dûrbîni ile gördüm ki: Rahmân ismi, Rezzâk burcunda parlak bir güneş gibi tulû' etti. O aç, bîçâre zîhayat âlemini rahmet ışığıyla yaldızladı.

Sonra hayvanat âlemi içinde, yavruların za'f ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları hazîn, elîm ve herkesi rikkat ve acımağa getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm. Ehl-i dalâletin nazarıyla baktığıma eyvâh dedim. Birden îmân bana bir gözlük verdi, gördüm ki; Rahîm ismi şefkat burcunda tulû' etti. O kadar güzel ve şirin bir sûrette o acı âlemi sevinçli âleme çevirip ışıklandırdı ki; şekvâ ve acımak ve hüzünden gelen göz yaşlarımı, sevinç ve şükrün lezzetlerinden gelen damlalara çevirdi.

Sonra sinema perdesi gibi insan âlemi bana göründü. Ehl-i dalâletin dûrbîni ile baktım. O âlemi o kadar karanlıklı, dehşetli gördüm ki; kalbimin en derinliklerinden feryâd ettim. Eyvâh! dedim. Çünkü, insanlarda ebede uzanıp giden arzuları, emelleri ve kâinâtı ihâta eden tasavvurât ve efkârları ve ebedî bekà ve saâdet-i ebediyeyi ve Cenneti gayet ciddi isteyen himmetleri ve fıtrî isti'datları ve had konulmayan ve serbest bırakılan fıtrî kuvveleri ve hadsiz maksadlara müteveccih ihtiyaçları ve za'f ve aczleriyle beraber hücumlarına ma'rûz kaldıkları hadsiz musîbet ve a'dâları ile beraber gayet kısa bir ömür, her gün ve her saat ölüm endişesi altında, gayet dağdağalı bir hayat, yaşamak için gayet perîşan bir maîşet içinde kalbe, vicdâna en elîm ve en müdhiş hâlet olan mütemâdi zevâl ve firâk belâsını çekmek içinde –ehl-i gaflet için zulümât-ı ebediye kapısı sûretinde görülen– kabre ve mezaristana bakıyorlar. Birer birer ve tâife tâife o zulümât kuyusuna atılıyorlar gördüm.

İşte, bu insan âlemini bu zulümât içinde gördüğüm ânda, kalb ve rûh ve aklımla beraber bütün letâif-i insaniyem, belki bütün zerrât-ı vücûdum feryâd ile ağlamağa hazır iken, birden Kur'ândan gelen Nur ve kuvvet-i îmân o dalâlet gözlüğünü kırdı, kafama bir göz verdi. Gördüm ki; Cenâb-ı Hakk’ın Âdil ismi Hakîm burcunda, Rahmân ismi Kerîm burcunda, Rahîm ismi Gafûr burcunda, yani mânâsında, Bâis ismi Vâris burcunda, Muhyî ismi Muhsin burcunda, Rab ismi Mâlik burcunda birer güneş gibi tulû' ettiler. O karanlıklı ve içinde çok âlemler bulunan insan âleminin umumunu birden ışıklandırdılar, şenlendirdiler. Cehennemî hâletleri dağıtıp, nurânî âhiret âleminden pencereler açıp o perîşan insan dünyasına nurlar serptiler. Zerrât-ı Kâinât adedince, “Elhamdülillâh, Eşşükrülillâh” dedim..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.