İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 7 / 656
7

Evet, bu çok mânidâr kasem-i Muhammedî’nin (A.S.M.) ifâde ettiği gayet muazzam ve muhît bir Tevhid-i Rubûbiyettir. Ve bu tevhidin isbâtına dair yüz, belki bin bâhir bürhânlar, Sirâcü'n-Nur olan Risale-i Nurda beyân edildiğinden, bu hakikat-i àliyenin tafsilât ve isbâtını ona havâle ederek bu İkinci Şuâ’da muhtasar üç makam içinde bu çok ehemmiyetli hakikat-i îmâniyenin birinci makamında; gayet latîf ve tatlı ve çok kıymetdâr ve nurlu, hadsiz semerelerinden üç küllî meyvelerini gayet muhtasar bir sûrette beyânla, o meyvelere benim kalbimi sevkeden zevklerime ve hislerime işâret edilecek.

İkinci makamda ise bu kudsî hakikatin üç küllî muktazîsi ve esbâb-ı mûcibesi beyân edilir ve o üç muktazî üçbin muktazîlerin kuvvetindedirler.

Ve üçüncü makamda, o hakikat-i tevhidiyenin üç alâmetleri zikredilecek ve o üç alâmet üçyüz alâmet ve emâre ve delil kuvvetindedirler.

Birinci Makam

Birinci Makamın Birinci Meyvesi

BİRİNCİ MAKAMIN BİRİNCİ MEYVESİ

Tevhid ve vahdette cemâl-i İlâhî ve kemâl-i Rabbânî tezâhür eder. Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kalır. Evet, hadsiz cemâl ve Kemâlât-ı İlâhiye ve nihâyetsiz mehâsin ve hüsn-ü Rabbânî ve hesabsız ihsânat ve bahâ-i Rahmânî ve gayetsiz kemâl-i cemâl-i Samedânî, ancak vahdet âyinesinde ve vahdet vâsıtasıyla şecere-i hilkatin nihâyâtındaki cüz'iyâtın sîmâlarında temerküz eden cilve-i esmâda görünür.

Meselâ: İktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdâdına umulmadık bir yerden, yani; kan ve fışkı ortasından beyaz, sâfî, temiz bir süt göndermek olan cüz'î fiil ise; tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden bütün yavruların pek çok hàrikulâde ve pek çok şefkatkârâne olan küllî ve umumî iâşeleri ve vâlidelerini onlara musahhar etmeleriyle Rahmet-i Rahmân’ın cemâl-i lâyezâlîsi kemâl-i şa'şaa ile görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa, o cemâl gizlenir ve o cüz'î iâşe dahi esbâba ve tesâdüfe ve tabiata havâle edilir; bütün bütün kıymetini, belki, mâhiyetini kaybeder.

Hem meselâ: Müdhiş bir hastalıktan şifâ bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa, birden zemin denilen hastahâne-i kübrâda bulunan bütün dertlilere, âlem denilen eczâhâne-i ekberden ilâçları ve dermanlarıyla şifâ ihsân etmek yüzünde, Rahîm-i Mutlak’ın cemâl-i şefkati ve mehâsin-i Rahîmiyeti küllî ve şa'şaalı bir sûrette görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa; o cüz'î fakat alîmâne, basîrâne, şuûrkârâne olan şifâ vermek dahi, câmid ilâçların hâsiyetlerine ve kör kuvvete ve şuûrsuz tabiata verilir. Bütün bütün mâhiyetini ve hikmetini ve kıymetini kaybeder.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.