İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 570 / 656
570

Bu delil, sâbıkan zikredilen Arabî fıkranın âhirinde yazılan delilin başka ve daha güzel bir tarzıdır. Şiddetli hastalık sebebiyle, gayet kısa bir işâretle bundaki beş-altı geniş delilleri beyândır.

##### Evvelâ

Evvelâ: Bütün zeminde görüyoruz; tam bilmekten ve mehâretten gelen gayet sühûlet ve kolaylıkla acîb zîhayat makineler, def'aten ve bir kısmı bir dakikada düzgün, ölçülü, emsâlinden fârikalı yapılmaları, nihâyetsiz bir ilme delâlet ve san'attaki mehâret-i ilmiyeden gelen sühûlet ve kolaylık derecesinde o ilmin kemâline şehâdet eder.

##### Sâniyen

Sâniyen: Gayet kesret ve çokluk içinde şaşırmadan gayet derecede san'atlı, mükemmel icâdlar, nihâyetsiz bir kudret içinde hadsiz bir ilme delâlet ve Alîm ve Kadîr-i Mutlaka hadsiz şehâdet eder.

##### Sâlisen

Sâlisen: Sür'at-i mutlaka ve gayet çabuk yapılmakla beraber, gayet derece mîzanlı, ölçülü icâdları; hadsiz bir ilme delâlet ve adedlerince bir Alîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlaka şehâdet ederler.

##### Râbian

Râbian: Gayet geniş bütün zemin yüzünde hadsiz zîhayatların vüs'at-i mutlaka ile beraber gayet san'atkârâne, süslü, kemâl-i hüsn-ü san'at ile yapılmaları; hiç şaşırmayan, herşeyi beraber gören, bir şeyi bir şeye mâni olmayan bir ihâtalı ilme delâlet ve bir Alîm-i Küll-i Şey ve Kadîr-i Mutlakın masnû'ları olduklarına herbiri ve beraber şehâdet ederler.

##### Hâmisen

Hâmisen: Bu'd-u mutlak ve birbirinden gayet uzak bir nev'in efrâdı; biri şarkta, biri garbda, biri şimâlde, biri cenûbda, aynı zamanda, aynı tarzda birbirinin misli ve birbirinden teşahhusça imtiyazlı bir sûrette vücûda gelmeleri; ancak bir Alîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlakın kâinâtı idare eden hadsiz kudreti ve bütün mevcûdâtı ahvâliyle ihâta eden nihâyetsiz ilmiyle olabilmesi cihetiyle, muhît bir ilme delâlet ve bir Allâmü'l-Guyûba hadsiz şehâdet ederler.

##### Sâdisen

Sâdisen: İhtilât-ı mutlakla beraber hiç şaşırmadan ve karıştırmadan herbirisi tam bir imtiyaz ve alâmet-i fârika ile o karışık emsâlinde ve karanlık yerlerde, meselâ toprak altındaki tohumlar gibi şaşıran vaziyetlerde o çok kalabalıklı zîhayat makinelerin herbirisinin hiçbir cihâzâtını noksan bırakmayarak mu'cizâtlı bir sûrette yaratılmaları, güneş gibi ilm-i ezelîye delâlet ve gündüz gibi Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlakın hallâkıyetine, rubûbiyetine şehâdet ederler. Risale-i Nurdaki tafsilâta havâle edip bu pek uzun kıssayı kısa kesiyoruz.

Hülâsatü'l-Hülâsadaki “İrâde” Meselesi

Şimdi Hülâsatü'l-Hülâsadaki “İrâde” mes'elesine başlıyoruz:

اَللّٰهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْمًا اِذْ هُوَ الْمُرِيدُ لِكُلِّ شَىْءٍ، مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ وَمَالَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ؛ اِذْ تَنْظِيمُ اِيجَادِ الْمَصْنُوعَاتِ ذَاتًا وَصِفَاتٍ وَمَاهِيَّةً وَهُوِيَّةً

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.