İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 527 / 656
527

bürhânlara işâret ederek başta semâvât, yıldızlar kelimeleriyle; arz, hayvanat ve nebâtât kelâmları ve cümleleriyle; gitgide tâ kâinât mecmuası, müştemilât ve mevcûdât ve hudûs ve imkân ve tağayyür hakikatlerinin kelimeleriyle Vâcibü'l-Vücûdun mevcûdiyetini ve vahdâniyetini güneş zuhûrunda ve gündüz kat'iyyetinde isbât ediyor. Sarsılmaz bir îmân isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir kılınç arayanlar, Âyetü'l-Kübrâ’ya müracaat etsinler.

#### İkinci Kelime

İKİNCİ KELİME: وَحْدَهُ dur.

Bundaki hüccete gayet kısa bir işâret şudur:

Bu kâinâtta, her cihette bir birlik, bir vahdet görünüyor. Meselâ; kâinât bir muntazam şehir, bir muhteşem saray, bir mücessem mânidâr kitab, bir cismânî ve her âyeti, hattâ herbir harfi ve herbir noktası, mu'cizekâr bir Kur'ân hükmünde bulunmasıyla bir vahdet ve birlik gösterdiği gibi, o sarayın lambası bir ve takvimci kandili bir ve ateşli aşçısı bir ve sakacı süngeri, sucusu bir, bir bir bir, tâ binbirler kadar birlikleri ve vahdetleri göstermekle o sarayın ve şehrin, o kitabın, o cismânî Kur'ân-ı kebîrin, sâhibi, hâkimi, kâtibi, musannifi bilbedâhe mevcûd ve vâhid ve birdir diye kat'î isbât eder.

#### Üçüncü Kelime

ÜÇÜNCÜ KELİME: لَاشَرِيكَ لَهُ dur.

Bundaki hüccete gayet kısa bir işâret şudur ki:

Âyetü'l-Kübrâ Şuâı’nın mâdeni, üstadı, esâsı ve “Âyetü'l-Kübrâ” nâmında olan ﴾ قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذًا لَا بْتَغَوْا اِلٰى ذِى الْعَرْشِ سَب۪يلًا ﴿ ilâ âhir.. âyet-i ekberidir. Yani: “Eğer şerîki olsa ve başka parmaklar icâda ve rubûbiyete karışsa idiler, intizam-ı kâinât bozulacaktı.” Hâlbuki, küçücük sineğin kanadından ve göz bebeğindeki hüceyrecikten tut, tâ tayyare-i cevviye olan hadsiz kuşlara, tâ manzûme-i şemsiyeye kadar herşeyde cüz'î-küllî, küçük ve büyük en mükemmel bir intizam bulunması; şeksiz ve kat'î bir sûrette şerîklerin muhâliyetine ve ma'dûmiyetine delâlet ettiği gibi, Vâcibü'l-Vücûdun mevcûdiyetine ve vahdetine bilbedâhe şehâdet eder.

#### Dördüncü Kelime

DÖRDÜNCÜ KELİME: لَهُ الْمُلْكُ dür.

Bundaki uzun hüccete gayet kısa bir işâret:

Evet, gözümüzle görüyoruz ki; zemin yüzünü bir tarla yapıp içinde, herbir baharda yüzbin nev'i nebâtâtın tohumlarını beraber, karışık olarak o pek geniş tarlada ekiyor. Ve mahsulâtlarını ayrı ayrı, hiç karıştırmayarak,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.