mecmualarını büyük âlimlerin hem Arapça, hem Hintçe tercüme ve neşre çalışmaları gibi; Medine-i Münevvere’de dahi o derece makbûl olmuş ki, Ravza-i Mutahhara’nın Makber-i Saâdet’i üstünde konulmuş. Hacı Seyyid, kendi gözüyle Asâ-yı Mûsa Mecmuasını Kabr-i Peygamberi (A.S.M.) üzerinde görmüş. Demek makbûl-ü Nebevî olmuş ve rızâ-yı Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm dâiresine girmiş. Hem niyet ettiğimiz ve buradan giden hacılara dediğimiz gibi, Nurlar bizim bedelimize o mübârek makamları ziyaret etmişler. Hadsiz şükür olsun, Nurun kahramanları bu mecmuaları tashihli olarak neşretmeleriyle, pekçok fâidelerinden birisi de; beni tashih vazifesinden ve merakından kurtardığı gibi, kalemle yazılan sâir nüshalara tam bir me'haz olmak cihetinde yüzer tashihçi hükmüne geçtiler. Cenâb-ı Erhamürrâhimîn o mecmuaların herbir harfine mukâbil onların defter-i hasenâtlarına bin hasene yazdırsın. Âmîn, âmîn, âmîn. ∗∗∗
Müjdeli Ve Tâbiri Çıkmış Latîf Bir Rüya
MÜJDELİ VE TÂBİRİ ÇIKMIŞ
LATÎF BİR RÜYA
Bana hizmet eden Ali geldi, dedi: “Ben rüyada gördüm ki, sen Husrev’le beraber Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın elini öptün.” Birden bir mektûb aldım ki, Husrev’in hattıyla yazılan Asâ-yı Mûsa Mecmuasını kabr-i Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm üzerinde hacılar görmüşler. Demek benim bedelime Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın manevî elini, Husrev kaleminin vâsıtasıyla öpmüş ve rızâ-yı Nebeviyeye mazhar olmuş. ∗∗∗
► (42) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hapis Arkadaşlarım!
Evvelâ: Sûreten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler ma'nen her zaman görüşüyoruz. Benim ehemmiyetsiz şahsıma bedel Nurdan elinize geçen hangi risaleyi okusanız veya dinleseniz benim âdi şahsım yerine Kur'ânın bir hàdimi haysiyetiyle beni o risale içerisinde görüp sohbet edersiniz. Zâten ben de sizinle bütün duâlarımda ve yazılarınızda ve alâkanızda hayâlimde görüşüyorum ve bir dâirede beraber bulunmamızdan her vakit görüşüyoruz gibidir.
