İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 14 / 656
14

Evet, kâinâtın bütün tabakàtında ve umum nev'ilerinde göz ile görünen ve her tarafa kök salan gayet esâslı ve çok kuvvetli ve kusursuz ve nihâyet derecede parlak olan bu cemâller ve güzellikler, elbette şirkin iktiza ettiği çok çirkin ve haşîn ve gayet menfûr ve perîşan olan evvelki vaziyet muhâl ve mevhûm olduğunu gösteriyor. Çünkü, böyle çok esâslı bir cemâl perdesi altında böyle dehşetli bir çirkinlik saklanamaz ve bulunamaz. Eğer bulunsa, o hakikatli cemâl, hakikatsiz, asılsız, vâhî ve vehmî olur. Demek şirkin hakikati yok, yolu kapalı, bataklıkta saplanır; hükmü muhâl, mümteni'dir. Bu mezkûr hissi olan hakikat-i îmâniye, tafsilâtla ve kat'î bürhânlar ile Sirâcü'n-Nur’un müteaddid risalelerinde beyân edildiğinden burada bu kısacık işâretle iktifâ ederiz.

Üçüncü Meyve

ÜÇÜNCÜ MEYVE

Zîşuûra ve bilhassa insana bakar. Evet, sırr-ı vahdet ile insan, bütün mahlûkat içinde büyük bir kemâl sâhibi ve kâinâtın en kıymetdâr meyvesi ve mahlûkatın en nâzenîni ve en mükemmeli ve zîhayatın en bahtiyarı ve en mes'ûdu ve Hàlık-ı âlemin muhâtabı ve dostu olabilir. Hattâ bütün kemâlât-ı insaniye ve beşerin bütün ulvî maksadları tevhid ile bağlıdır. Ve sırr-ı vahdetle vücûd bulur. Yoksa, eğer vahdet olmazsa, insan mahlûkatın en bedbahtı ve mevcûdâtın en süflîsi ve hayvanatın en bîçâresi ve zîşuûrun en hüzünlüsü ve azâblısı ve gamlısı olur. Çünkü, insan nihâyetsiz bir aczi ve nihâyetsiz düşmanları ve hadsiz bir fakrı ve hadsiz ihtiyaçları bulunmakla beraber, mâhiyeti öyle çok ve mütenevvi' âlâtla ve hissiyatla techiz edilmiş ki, yüz bin çeşit elemleri hisseder ve yüzbinler tarzlarda lezzetleri zevkederek ister. Ve öyle maksadları ve arzuları var ki, bütün kâinâta birden hükmü geçmeyen bir zât o arzuları yerine getiremez.

Meselâ, insanda gayet şedîd bir arzu-yu bekà var. İnsanın bu maksadını öyle bir zât verebilir ki, bütün kâinâtı bir saray hükmünde tasarruf eder. Bir odanın kapısını kapayıp, diğer bir menzilin kapısını açmak gibi kolay bir sûrette dünya kapısını kapayıp âhiret kapısını açabilsin. Beşerin bu arzu-yu bekà gibi ebed tarafına uzanmış ve aktâr-ı âleme yayılmış binler menfî ve müsbet arzuları var ki, onları vermekle beşerin iki dehşetli yaraları olan aczini ve fakrını tedâvi eden zât ise, ancak sırr-ı vahdetle bütün kâinâtı kabzasında tutan Zât-ı Ehad olabilir.

Hem beşerde, kalbinin selâmetine ve istirahatine ait öyle incecik ve gizli ve cüz'î matlabları ve rûhunun bekàsına ve saâdetine medâr öyle büyük ve muhît ve küllî maksadları var ki, onları öyle bir zât verebilir ki, kalbin en ince ve görünmez perdelerini görür, lâkayd kalmaz. Hem en gizli ve işitilmez gayet mahfî seslerini işitir, cevabsız bırakmaz.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.