İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 13 / 656
13

Hem, nebâtât ve hayvanat âleminde gayet güzel, sevimli ve çok kıymetdâr san'atta olan zîhayatların bir dakikada gözünü açıp bu seyrangâh-ı kâinâta bakar, dakikasıyla mahvolur, gider. Bu hâli temâşâ ettikçe ciğerlerim sızlıyordu. Ağlamak ile şekvâ etmek istiyor: “Neden geliyorlar, hiç durmadan gidiyorlar?” diye feleğe karşı kalbim dehşetli suâller soruyor ve böyle faydasız, gayesiz, neticesiz, çabuk i'dâm edilen bu masnû'cuklar gözümüz önünde bu kadar ihtimam ve dikkat ve san'at ve cihâzât ve terbiye ve tedbir ile kıymetdâr bir sûrette icâd edildikten sonra gayet ehemmiyetsiz paçavralar gibi parçalanıp, hiçlik karanlıklarına atılmalarını gördükçe, kemâlâta meftûn ve güzelliklere mübtelâ ve kıymetdâr şeylere âşık olan bütün latîfelerim ve duygularım feryâd edip bağırıyorlardı ki: “Neden bunlara merhamet edilmiyor? Yazık değiller mi? Bu baş döndürücü deverândaki fenâ ve zevâl nereden gelip, bu bîçârelere musallat olmuş?” diye mukadderât-ı hayatiyenin dış yüzünde bulunan elîm keyfiyetleriyle kadere karşı müdhiş i'tirâzlar başladığı hengâmda; birden Nur-u Kur'ân, sırr-ı îmân, lütf-u Rahmân ile tevhid imdâdıma yetişti; o karanlıkları aydınlattı; benim bütün o “ ah ” ve “ of! ”larımı “ oh! ”lara ve o ağlamalarımı sürûrlara ve o yazık demelerimi Mâşâallâh, Bârekallâh’lara çevirdi: “Elhamdülillâhi alâ nuri'l-îmân” dedirtti. Çünkü, sırr-ı vahdetle şöyle gördüm ki: Herbir mahlûk, hususan herbir zîhayatın sırr-ı tevhid ile çok büyük neticeleri ve umumî faydaları vardır.

Ezcümle: Herbir zîhayat, meselâ bu süslü çiçek ve şu tatlıcı sinek, öyle mânidâr, İlâhî, manzûm bir kasideciktir ki, hadsiz zîşuûrlar onu kemâl-i lezzetle mütâlaa ederler. Ve öyle kıymetdâr bir mu'cize-i kudrettir ve bir ilânnâme-i hikmettir ki, Sâni'inin san'atını nihâyetsiz ehl-i takdire câzibedârâne teşhîr eder. Hem kendi san'atını kendisi temâşâ etmek ve kendi cemâl-i fıtratını kendisi müşâhede etmek ve kendi cilve-i esmâsının güzelliklerini âyineciklerde kendisi seyretmek isteyen Fâtır-ı Zülcelâl’in nazar-ı şühûduna görünmek ve mazhar olmak, gayet yüksek bir netice-i hilkatidir. Hem kâinâttaki hadsiz fa'âliyeti iktiza eden tezâhür-ü Rubûbiyete ve tebârüz-ü Kemâlât-ı İlâhiye’ye (Yirmidördüncü Mektûb’da beyân edildiği gibi) beş vecihle hizmeti dahi, ulvî bir vazife-i fıtratıdır. Ve böyle fâideleri ve neticeleri vermekle beraber; kendi yerinde, bu âlem-i şehâdette zîrûh ise rûhunu ve hadsiz hâfızalarda ve sâir elvâh-ı mahfûzalarda sûretini ve hüviyetini ve tohumlarında ve yumurtacıklarında mâhiyetinin kanunlarını ve bir nev'i müstakbel hayatını ve âlem-i gaybda ve dâire-i esmâda âyinedârlık ettiği kemâlleri ve güzellikleri bırakıp, mesrûrâne terhis mânâsında bir zâhirî mevt ile bir zevâl perdesi altına girer; yalnız dünyevî gözlerden saklanır mâhiyetinde gördüm: “Oh Elhamdülillâh!” dedim.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.