► (102) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Evvelâ: Bir inâyettir ki, o adamın müfteriyâne iddianâmesini işitemedim. Yoksa şiddetle konuşacaktım. Reise, seni mahkemeye veriyorum, yani haksızlığınla mahkeme-i kübrâya ve kanunsuzluğunla dünya mahkemesine. Ve avukatım yok dediğimden maksad, onlara, bizim umumumuzun küllî mes'elede vekilimizdir, benim hususî şahsıma gelen hücuma ancak ben mukàbele edebilirim, demektir. Ahmed Hikmet’e bildiriniz.
Sâniyen: Savcının isnâdâtına karşı eski müdafaâtımız kâfîdir.
Sâlisen: Mustafa Osman, Ceylan nasıl telâkki ettiklerini ve hiç bulantı onlara vermediklerini ve dâire-i Nurda dahi fenâ te'sir etmeyeceğini bana yazdılar. Kahraman Tahiri gördüm. O da öyle telâkki etmiş. Husrev ve Feyzileri ve Sabri’yi merak ettim.
Râbian: Zannederim ki, şimdi küfür ve dalâlet, komiteler ve cem'iyetler şeklinde hücum ettikleri içindir ki; kader-i İlâhî, bunlara bu eşedd-i zulüm ile bir cem'iyet isnâdıyla bizi tâzib ettiriyor. Demek şimdi ehl-i îmânın ittihâdına pek çok lüzum var. Biz o hakikati bilmediğimiz için kaderin adâlet tokadını yeriz.
Said Nursî ∗∗∗
► (103) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Haccı men'eden, zemzemi döktüren, hakkımızda eşedd-i zulme müsâadekâr davranan ve Zülfikàr ve Sirâcü'n-Nur’un müsâderesine ehemmiyet vermeyen ve bizi garazkârâne, kanunsuz, tâzib eden memurları terfî ettirip hânemizden çıkan mazlumâne lisân-ı hâl ile yüksek ağlamamızı ve sesimizi işitmeyen bir müstebid kabinenin zamanında en rahat yer hapistir. Yalnız mümkün olsa başka hapse naklolsak, tam selâmet olur.
Sâniyen: Onlar nasıl zorla en mahrem risaleleri en nâmahreme okuttular.. öyle de, zorla ısrar edip bizi cem'iyet yapmağa mecbur ediyorlar. Hâlbuki, cem'iyet ve komiteciliğe hiç ihtiyacımızı hissetmiyorduk.
