sırrına mazhariyetleri ve neşirleri; hem küçücük hayvan tâifelerinin hadsiz efrâdlarının gayet derecede san'atlı bir sûrette ihyâları; hem bilhassa sinekler kabilelerinin haşirleri ve bilhassa dâima yüzünü, gözünü, kanadını temizlemekle bize abdesti ve nezâfeti ihtar eden ve yüzümüzü okşayan gözümüz önündeki kabilenin bir senede neşr olan efrâdı, Benî Âdemin Âdem zamanından beri gelen umum efrâdından fazla olduğu hâlde, her baharda sâir kabileler ile beraber birkaç gün zarfında inşâları ve ihyâları, haşirleri; elbette kıyâmette ecsâd-ı insaniyenin inşâsına bir misâl değil belki binler misâldirler.
Evet, dünya dâru'l-hikmet ve âhiret dâru'l-kudret olduğundan, dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbî gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icâd-ı eşya, bir derece tedrîcî ve zaman ile olması, Hikmet-i Rabbâniyenin muktezâsıyla olmuş. Âhirette ise, hikmetten ziyâde kudret ve rahmetin tezâhürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan birden eşya inşâ ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir ânda ve bir lemhada inşâsına işâreten Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân: ﴾ وَمَٓا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ أَقْرَبُ ﴿ fermân eder. Eğer haşrin gelmesini gelecek baharın gelmesi gibi kat'î bir sûrette anlamak istersen, haşre dair Onuncu Söz ile Yirmidokuzuncu Söz’e dikkat ile bak, gör! Eğer baharın gelmesi gibi inanmaz isen, gel parmağını gözüme sok!
#### Dördüncü Mesele
AMMA BİR DÖRDÜNCÜ MES'ELE olan mevt-i dünya ve kıyâmet kopması ise: Bir ânda, bir seyyâre veya bir kuyruklu yıldızın emr-i Rabbânî ile küremize, misâfirhânemize çarpması, bu hânemizi harâb edebilir: On senede yapılan bir saray bir dakikada harâb olması gibi...
Bu haşrin dört mes'elesinin icmâli şimdilik yeter. Yine sadedimize dönüyoruz.
Hem hiç mümkün müdür ki, kâinâtın bütün hakîki ve àlî hakikatlerinin belîğ tercümânı ve Hàlık-ı Kâinâtın bütün kemâlâtının mu'ciz lisânı ve bütün maksadlarının hàrika mecmuası olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, o Hàlık’ın kelâmı olmasın! Hâşâ, âyâtının esrârı adedince hâşâ!..
Hem hiç mümkün müdür ki: Bir Sâni'-i Hakîm, bütün zîhayat, zîşuûr masnû'larını birbiriyle konuştursun ve dillerinin binler çeşitleriyle birbiriyle söyleştirsin ve onların sözlerini ve seslerini bilsin ve işitsin ve ef'âliyle ve in'âmıyla zâhir bir sûrette cevab versin, fakat kendisi konuşmasın ve konuşamasın! Hiç kàbil midir ve hiç ihtimali var mı?
