de daha ziyâde îtidâl-i dem ve ihtiyat ve sabır ve tahammül ve şiddetle tesânüdünüzü muhâfaza için bir hâlimi beyân ediyorum ki: Burada bir günde çektiğim sıkıntı ve azâbı, Eskişehir’de bir ayda çekmezdim. Dehşetli masonlar, insafsız bir masonu bana musallat eylemişler, tâ hiddetimden ve işkencelerine karşı “Artık yeter!” dememden bir bahâne bulup, zâlimâne tecâvüzlerine bir sebeb göstererek yalanlarını gizlesinler. Ben, hàrika bir ihsân-ı İlâhî eseri olarak şâkirâne sabrediyorum ve etmeğe de karar verdim.
Mâdem biz kadere teslîm olup bu sıkıntıları خَيْرُ الْاُمُورِ اَحْمَزُهَا sırrıyla ziyâde sevâb kazanmak cihetiyle manevî bir ni'met biliyoruz; mâdem geçici, dünyevî musîbetlerin sonları ekseriyetle ferâhlı ve hayırlı oluyor; ve mâdem hakkalyakìn derecesinde yakìnî bir kat'î kanâatimiz var ki: Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saâdet-i ebediye gibi şirindir. Elbette biz bu sıkıntılı hâller ile müftehirâne, müteşekkirâne bir mücâhede-i maneviye yapıyoruz diye şekvâ etmemek lâzımdır. ∗∗∗
► (31) ◄
Azîz Kardeşlerim!
Evvel âhir tavsiyemiz: Tesânüdünüzü muhâfaza; enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve îtidâl-i dem ve ihtiyattır.
Said Nursî ∗∗∗
► (32) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu müddeiumumun iddianâmesinden anlaşıldı ki; hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize sevkeden gizli zındıkların plânları akîm kalıp yalan çıktı; şimdi bahâne olarak cem'iyetçilik ve komitecilik isnâdıyla yalanlarını setre çalışıyorlar ve bunun bir eseri olarak benimle kimseyi temâs ettirmiyorlar. Güyâ temâs eden birden bizden olur. Hattâ büyük memurlar da çok çekiniyorlar ve bana sıkıntı verdirmekle kendilerini âmirlerine sevdiriyorlar. Hususan ben, i'tirâznâmenin âhirinde, bu gelen fıkrayı diyecektim, fakat bir fikir mâni oldu. Fıkra şudur:
Evet biz bir cem'iyetiz ve öyle bir cem'iyetimiz var ki; her asırda üçyüz milyon dâhil mensûbları var ve her gün beş defa o mukaddes cem'iyetin prensipleriyle kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar ve ﴾ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ ﴿ kudsî programıyla birbirinin yardımına duâlarıyla ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar.
