İkinci Bâb: 1. Menzil
İkinci Bâb
Berâhin-i Tevhidiyeye dairdir
[Dünyaya îmân için gönderilen ve bütün kâinâtta fikren seyahat eden ve herşeyden Hàlık’ını soran ve her yerde Rabbini arayan ve hakkalyakìn derecesinde İlâhını, vücûb-u vücûd noktasında bulan dünya misâfiri, kendi aklına dedi ki: Gel Vâcibü'l-Vücûd Hàlık’ımızın vahdet bürhânlarını temâşâ için yine beraber bir seyahate gideceğiz.
Beraber gittiler... Birinci menzilde gördüler ki: Kâinâtı istilâ eden dört hakikat-i kudsiye, vahdeti bedâhet derecesinde istilzam edip isterler.]
Birinci Hakikat: “Ulûhiyet-i Mutlaka” {21}
BİRİNCİ HAKİKAT: “Ulûhiyet-i mutlaka” dır.
Evet, nev'-i beşerin her tâifesi birer nev'i ibâdet ile fıtrî gibi meşgul olması ve sâir zîhayatın, belki cemâdâtın dahi fıtrî hizmetleri birer nev'i ibâdet hükmünde bulunması ve kâinâtta maddî ve manevî bütün ni'metlerin ve ihsânların herbiri, bir ma'bûdiyet tarafından, hamd ve ibâdeti yaptıran perestişe ve şükre birer vesile olmaları ve vahy ve ilhâmlar gibi bütün tereşşuhât-ı gaybiye ve tezâhürat-ı maneviyenin bir tek İlâhın ma'bûdiyetini ilân etmeleri; elbette ve bedâhetle bir Ulûhiyet-i mutlakanın tahakkukunu ve hükümfermâ olduğunu isbât ederler. Mâdem böyle bir ulûhiyet hakikati var, elbette iştirâki kabûl edemez. Çünkü; ulûhiyete yani ma'bûdiyete karşı şükür ve ibâdetle mukàbele edenler, kâinât ağacının, en nihâyetlerinde bulunan zîşuûr meyveleridir ve başkaların o zîşuûrları memnun ve minnetdâr edip yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden çabuk unutturulabilen hakîki ma'bûdlarını onlara unutturması, ulûhiyetin mâhiyetine ve kudsî maksadlarına öyle bir zıddiyettir ki, hiçbir cihetle müsâade etmez. Kur'ânın çok tekrar ile ve şiddetle şirki red ve müşrikleri Cehennem ile tehdid etmesi, bu cihettendir.
İkinci Hakikat: “Rubûbiyet-i Mutlaka” {22}
İKİNCİ HAKİKAT: “Rubûbiyet-i mutlaka” dır.
Evet bütün kâinâtta, hususan zîhayatlarda ve bilhassa terbiye ve iâşelerinde, her tarafta aynı tarzda ve umulmadık bir sûrette, beraber ve birbiri içinde hakîmâne, rahîmâne, bir dest-i gaybî tarafından olan bir tasarruf-u âmm, elbette bir rubûbiyet-i mutlakanın tereşşuhudur ve ziyâsıdır. Ve tahakkukuna bir bürhân-ı kat'îdir. Mâdem bir rubûbiyet-i mutlaka vardır; elbette şirk ve iştirâki kabûl etmez. Çünkü; o rubûbiyetin, kendi cemâlini izhâr ve kemâlâtını ilân ve kıymetli san'atlarını teşhîr ve gizli hünerlerini göstermek gibi en mühim maksad ve gayeleri, cüz'iyâtta
