Fakat yol esnâsında ölüm, kabir gibi görünen meşakkatler netice itibariyle saâdetlerdir. Çünkü, nurânî âlemlere giden yol kabirden geçer ve en büyük saâdetler büyük ve acı felâketlerin neticesidir. Meselâ; Hazret-i Yûsuf, Mısır azîzliği gibi bir saâdete, ancak kardeşleri tarafından atıldığı kuyu ve Zeliha’nın iftirası üzerine konulduğu hapis yolu ile nâil olmuştur.
Ve kezâ, rahm-ı mâderden dünyaya gelen çocuk, ma'hud tünelde çektiği sıkıcı, ezici zahmet neticesinde dünya saâdetine nâil oluyor.
#### Arka Cihet
Arka Cihet: Yani geride gelenlere felsefe nazarı ile bakılsa; “Yâhû bunlar nereden nereye gidiyorlar ve ne için dünya memleketine gelmişlerdir?” diye edilen suâle bir cevab alınamadığından –tabîi– hayret ve tereddüd azâbı içinde kalınır.
Fakat nur-u îmân gözlüğü ile bakarsa, insanların kâinât sergisinde teşhîr edilen garîb, acîb kudretin mu'cizelerini görmek ve mütâlaa etmek için Sultan-ı Ezelî tarafından gönderilmiş mütâlaacı olduklarını anlar. Ve bunlar o mu'cizenin derece-i kıymet ve azametine ve Sultan-ı Ezelînin azametine derece-i delâletlerine kesb-i vukûf ettikleri nisbetinde derece ve numara aldıktan sonra yine Sultan-ı Ezelînin memleketine dönüp gideceklerini anlar ve bu anlayış ni'metini kendisine îrâs eden îmân ni'metine “Elhamdülillâh” diyecektir.
Mezkûr zulmetleri izâle eden îmân ni'metine "Elhamdülillâh" diye edilen hamd dahi bir ni'met olduğundan, ona da bir hamd lâzımdır. Bu ikinci hamd'e de üçüncü bir hamd, üçüncüye dördüncü hamd lâzım وَهَلُّمَ جَرًّا demek bir hamd-i vâhidden doğan hamdlerden ibaret gayr-ı mütenâhî bir silsile-i hamdiye husûle geliyor.
İkinci Nokta
İkinci Nokta: Cihât-ı sitteyi tenvir eden îmân ni'metine de “Elhamdülillâh” demesi lâzımdır. Çünkü, îmân cihât-ı sittenin zulümâtını izâle etmekle def'-i belâ kabîlinden büyük bir ni'met sayıldığı gibi –tabîi– o cihât-ı sitteyi tenvir ettiği cihetle de celbü'l-menâfi' kabîlinden ikinci bir ni'met sayılır. Binâenaleyh insan fıtrî bir medeniyete sâhib olduğundan cihât-ı sittede bulunan mahlûkatla alâkadar olur ve îmân ni'meti ile de cihât-ı sitteden istifade edebilmesi imkânı vardır.
Binâenaleyh ﴾ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّٰهِ ﴿ âyet-i kerîmesinin sırrı ile cihât-ı sitteden herhangi bir cihette olursa insan tenevvür eder. Hattâ mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevî bir ömrü vardır. Ve insanın bu manevî ömrü, ezelden ebede uzanan bir hayat nurundan medet ve yardım alır.
