mevcûdiyetine ve bekàsına delâlet ederler; aynen öyle de: Her vakit değişen kâinât denizinin yüzünde ve tazelenen hadsiz fezâsında ve zerrât tarlasında ve bütün hâdisâtı ve fânî mevcûdâtı kucağına alarak beraber çalkanan zaman nehrinin içinde mahlûkat, mütemâdiyen sür'atle akıp gidiyorlar; zâhirî sebebleriyle beraber vefât ediyorlar. Her sene, her gün bir kâinât ölür, bir tazesi yerine gelir. Ve zerrât tarlasında, mütemâdiyen seyyâr dünyalar ve seyyâl âlemler mahsulâtı alındığından, elbette kabarcıklar ve güneşçikler zevâlleriyle dâimî bir güneşi gösterdikleri gibi, o hadsiz mahlûkat ve mahsulâtın vefâtları ve zâhirî sebebleriyle beraber kemâl-i intizamla terhisleri, gündüz gibi şübhesiz, güneş gibi zâhir bir kat'iyyette bir Hayy-ı Lâyemûtun, bir Şems-i Sermedînin, bir Hallâk-ı Bâkînin ve bir Kumandan-ı Akdesin vücûb-u vücûdu ve vahdeti ve mevcûdiyeti, kâinâtın mevcûdiyetinden bin derece zâhir ve kat'îdir diye bütün mevcûdât ayrı ayrı ve beraber şehâdet ederler.
İşte, kâinâtı dolduran bu yüksek sesleri ve kuvvetli şehâdetleri işitmeyen ve kulak vermeyen, ne derece sağır ve ahmak ve cânî olduğunu elbette anladınız.
#### Dokuzuncu Kelime
DOKUZUNCU KELİME: بِيَدِهِ الْخَيْرُ dır.
Bundaki hüccete gayet kısa bir işâret şudur:
Görüyoruz ki: Bu kâinâtta her dâire, her nev'i, her tabaka, hattâ her ferd, her a'zâ, hattâ her bedendeki herbir hüceyrenin ihtiyat rızkını taşıyan bir mahzeni, bir deposu ve levâzımatını yetiştiren, muhâfaza eden bir tarlası ve hazinesi var ki; gayet intizam ve mîzan ile ve nihâyetsiz hikmet ve inâyet ile vakti vaktine –muhtacın iktidar ve ihtiyarı haricinde– bir dest-i gaybî tarafından o muhtacın eline veriliyor.
Meselâ: Dağlar, zîhayata ve insana lâzım olan bütün mâdenleri, ilâçları ve hayata lâzım şeyleri taşıyor ve birinin emriyle ve tedbiriyle gayet mükemmel bir hazine, bir anbar olduğu gibi.. zemin dahi bütün o zîhayatın erzâklarını bir Rezzâk-ı Hakîm’in kuvvetiyle yetiştiren kemâl-i mîzan ve intizamla bir tarla, bir harman, bir matbahtır. Hattâ her insanın ve cismindeki herbir uzvun bir deposu ve mahzeni, hattâ bir hüceyrenin dahi bir ihtiyat mahzenciği bulunması gibi.. gitgide tâ dâr-ı âhiretin bir mahzeni dünyadır; ve Cennetin bir tarlası ve deposu, bu âlemdeki hüsünleri ve hasenâtları ve nurları mahsul veren Âlem-i İslâmiyet ve hakikatli insaniyet; ve Cehennemin bir anbarı ise, şerleri ve çirkinleri ve küfürleri mahsul veren ve şer olan ademden gelen ve hayr olan vücûd âlemlerini telvîs eden pis maddeler, tâifeler; ve yıldızların harâret mahzeni, Cehennem; ve nurlar hazinesi, bir Cennettir ki, “Biyedihi'l-hayr” kelimesi, bütün o hadsiz hazinelere işâretle pek parlak bir hücceti gösteriyor.
