İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 575 / 656
575

Ona yanaşması, hiçbir cihetle imkânı yok. Elbette, o kudret-i mutlakada mertebeler bulunmaz. Mâdem mertebeler onda bulunmaz; elbette o kudrete nisbeten yıldızlar, zerreler müsâvî ve cüz' ve küll ve bir ferd ve bütün nev'i o kudrete karşı farkları yoktur. Ve bir çekirdek ve koca ağacı ve kâinât ve insan ve bir nefsi diriltmesi ve haşirde bütün zîrûhların ihyâsı, o kudrete nisbeten müsâvîdirler ve kolaydır. Büyük-küçük, az-çok, farkı yoktur. Bu hakikate kat'î şâhid, hilkat-i eşyada gördüğümüz kemâl-i san'at, nizâm, mîzan, temyiz, kesret, sür'at-i mutlakada sühûlet-i mutlaka ve tam kolaylıktır.

#### Birinci Basamak

Birinci basamak olan:

وَبِسِرِّ مُشَاهَدَةِ غَايَةِ كَمَالِ الْاِنْتِظَامِ الْاِتِّزَانِ الْاِمْتِيَازِ الْاِتْقَانِ الْمُطْلَقَاتِ مَعَ السُّهُولَةِ فِي الْكَثْرَةِ وَالسُّرْعَةِ وَالْخِلْطَةِ الْمُطْلَقَةِ

meâli, bu mezkûr hakikattir.

#### İkinci Basamak

İkinci Basamak:

وَبِسِرِّ النُّورَانِيَّةِ وَالشَّفَّافِيَّةِ وَالْمُقَابَلَةِ وَالْمُوَازَنَةِ وَالْاِنْتِظَامِ وَالْاِمْتِثَالِ

dir.

Bunun izâh ve tafsilâtını, Onuncu Söz’ün âhirine ve Yirmidokuzuncu Söz’e ve Yirminci Mektûb’a havâle edip kısaca bir işâret ederiz. Evet, nasıl ki; nurâniyet cihetiyle güneşin ziyâsı ve aksi, kudret-i Rabbâniye ile deniz yüzüne ve bütün kabarcıklarına girmesi, bir tek cam parçasına girmesi gibi kolaydır, ikisi müsâvîdir. Öyle de; Zât-ı Nuru'l-Envâr’ın nurânî kudreti dahi gökleri, yıldızları yaratması, döndürmesi, sineklerin, zerrelerin icâdı ve döndürmesi gibi ona kolaydır, ağır gelmez.

Hem nasıl ki şeffâfiyet hàssasıyla bir tek âyinecikte ve bir göz bebeğinde güneşin misâlî sûreti Kudret-i İlâhiye ile bulunur, aynı kolaylıkla bütün parlak şeylere ve katrelere ve şeffâf zerreciklere ve deniz yüzlerine o aksi ve ışığı emr-i İlâhî ile verilir... Aynen öyle de; masnûâtın melekûtiyet ve mâhiyet yüzleri şeffâf ve parlak olmasından, kudret-i mutlakanın cilvesi, te'siri bir tek nefsin icâdında bulunması kolaylığı derecesinde bütün hayvanatı yaratır. Az-çok.. büyük-küçük; fark yok.

Hem nasıl ki dağları tartacak derecede gayet büyük ve tam hassas bir terâziye iki müsâvî ceviz konulsa, bir küçük çekirdek bir cevize ilâve edilse, terâzinin bir gözü dağ başına, bir gözü de derin dereye indirmesi kolaylığı derecesinde, o iki ceviz yerine iki müsâvî dağ mîzanın iki gözüne konulsa birisine bir ceviz ilâvesiyle bir dağı göklere kaldırır, bir dağı derelere indirir, aynen öyle de; ilm-i kelâmın tâbirince İmkân, müsâvîü't-tarafeyndir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.