İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 347 / 656
347

Soz Sözüm

SON SÖZÜM

Hey'et-i hâkimeye beyân ediyorum ki:

Hem iddianâmeden, hem uzun tecridlerimden anladım ki, bu mes'elede en ziyâde şahsım nazara alınıyor ve şahsımı çürütmek maslahat görülmüş. Güyâ şahsiyetimin idareye, âsâyişe, vatana zararı var. Ve ben de din perdesi altında dünyevî maksadlar güdüyormuşum, bir nev'i siyaset peşinde koşuyormuşum. Buna karşı, size bunu kat'iyyetle beyân ediyorum:

Bu evhâm yüzünden, benim şahsiyetimi çürütmek sûretinde Risale-i Nura ve bu vatana ve bu millete fedâkâr ve kıymetdâr olan şâkirdlerini incitmeyiniz. Yoksa bu vatana ve bu millete manevî büyük bir zarar, belki bir tehlikeye vesile olur. Bunu da size kat'iyyen beyân ediyorum: Şahsıma tahkîr ve ihanet ve çürütmek ve işkence, ceza gibi ne gelse; –Risale-i Nura ve şâkirdlerine benim yüzümden zarar gelmemek şartıyla, şimdiki mesleğim itibariyle– kabûle karar vermişim. Bunda da âhiretim için bir sevâb var. Ve nefs-i emmârenin şerrinden kurtulmama bir vesiledir diye bir cihette ağlarken memnun oluyorum. Eğer bu bîçâre masûmlar benimle beraber bu mes'elede hapse girmese idiler, mahkemenizde pek şiddetli konuşacaktım. Siz de gördünüz ki, iddianâmeyi yazan, bin dereden su toplamak gibi yirmi-otuz senelik hayatımda –mahrem ve gayr-ı mahrem bütün kitab ve mektûblarımdan– cerbezesiyle ve kısmen yanlış mânâ vermesiyle güyâ umum onlar bu sene yazılmış, hiç mahkemeleri görmemiş, af kanunlarına ve mürûr-u zamana uğramamış gibi onun ile benim şahsiyetimi çürütmek istiyor. Ben kendim, şahsımın çürük olduğunu yüz defa söylediğim ve aleyhimde olanlar her vesile ile yine şahsımı çürüttükleri hâlde, ehl-i siyaseti evhâmlandıracak derecede teveccüh-ü âmmeye karşı fâide vermediğinin sebebi: Îmânın kuvvetlenmesi için bu zamanda ve bu zeminde gayet şiddetli bir ihtiyac-ı kat'î ile ders-i dinde bazı şahıslar lâzımdır ki, hakikati hiçbir şeye fedâ etmesin, hiçbir şeye âlet etmesin. Nefsine hiçbir hisse vermesin. Tâ ki, îmâna dair dersinden istifade edilsin, kanâat-ı kat'iyye gelsin.

Evet, hiçbir zaman, bu zeminde bu zaman kadar böyle bir ihtiyac-ı şedîd olmamış gibidir. Çünkü tehlike hàriçten şiddetle gelmiş. Şahsımın bu ihtiyaca karşı gelmediğini itiraf edip ilân ettiğim hâlde, yine şahsımın meziyetinden değil, belki şiddet-i ihtiyaçtan ve zâhiren başkalar çok görünmemesinden şahsımı o ihtiyaca bir çare zannediyorlar. Hâlbuki ben de çoktan beri buna taaccüb ve hayret ile bakıyordum ve hiçbir cihetle lâyık olmadığım hâlde, dehşetli kusurlarımla beraber ve bu teveccüh-ü âmmenin hikmetini şimdi bildim. Hikmeti de şudur:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.