en ziyâde alâkadar Nur isimli bulunanlarıdır. (Ne garîbdir ki, mühim Nur şâkirdleri arasında Nuri isimli kimseye rastlanmamaktadır.) (Hâşiye) [^9] Hem kitaplarımı en ziyâde izâh ve tenvir eden Nur temsîlleridir. Hem hakàik-ı İlâhiyede müşkülâtımın ekserîsini halleden esmâ-i hüsnâdan Nur ism-i nurânîsidir. Hem Kur'âna şiddet-i şevk ve inhisar-ı hizmetim için hususî imâmım Osman-ı Zinnûreyn’dir. (R.A.)
[^9]: (Hâşiye) O zaman öyle idi. Şimdi yirmi sene oldu.
∗∗∗
► (19) ◄
[Hücumât-ı Sitte ve Zeyli, hem yirmi sene evvel, hem şiddetli ve zâlimâne bir tecâvüze karşı, hem gayet mahrem, hem mahkemeleri görmüş, hem hiddet zamanında yazılmış, hem ikinci Harb-i Umumî zamanı, o hiddeti haklı göstermişken; şimdi yazılmış gibi suç sayıp müsâdere etmek, adâletten çok uzaktır.]
Hücumât-ı Sittenin Zeyli başlıklı yazı: “İstikbâlde gelecek nefret ve tahkîrden sakınmak için şu mahrem zeyl yazılmıştır. Yani; ‘Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!’ denildiği zaman, yüzümüze tükürükleri gelmemek veyâhut silmek için yazılmıştır. Avrupa’nın insaniyet-perver maskesi altındaki vahşî reislerinin sağır kulakları çınlasın ve bu vicdânsız gaddârları bize musallat eden o zâlimlerin görmeyen gözlerine sokulsun. Bu asırda yüz bin cihette yaşasın Cehennem dedirten mimsiz medeniyet-perestlerin başlarına vurulmak için yazılmış bir arzuhâldir.” yazısıyla başlıyor.
“Bu yakınlarda ehl-i ilhâdın perde altında tecâvüzleri gayet çirkin bir sûret aldığından çok bîçâre ehl-i îmâna ettikleri zâlimâne ve dinsizcesine tecâvüz nev'inden, hususî ve gayr-ı resmî, kendim tamir ettiğim bir ma'bedimde bana ve hususî bir-iki kardeşimle hususî ibâdetime ve gizli ezân ve kametimize müdâhale edildi. Ne için Arabî kamet ediyorsunuz ve gizli ezân okuyorsunuz denildi. Sükûtta sabrım tükendi, kàbil-i hitâb olmayan öyle vicdânsız alçaklara değil, belki milletin mukadderâtıyla keyfî istibdâd ile oynayan bir kısım fir'avun-meşreb gizli komitenin başlarına derim ki: Ey ehl-i bid'a ve ilhâd! Altı suâlime cevab isterim.
Birincisi: Dünyada hükûmet süren, hükmeden her kavmin, hattâ insan eti yiyen yamyamların ve vahşî canavar çete reislerinin dahi bir usûlü var, bir düstur ile hükmeder. Siz hangi usûl ile bu acîb tecâvüzü yapıyorsunuz. Kanununuzu ibraz ediniz. Yoksa bazı alçak memurların keyiflerini kanun mu kabûl ediyorsunuz? Böyle hususî ibâdette kanun olmaz....” ∗∗∗
