İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 406 / 656
406

Eski Said, sigara ile beraber gazeteleri ve siyaseti ve sohbet-i dünyeviye-i siyâsiyeyi terketti. Buna kat'î şâhid, o vakitten beri sekiz senedir bir tek gazete ne okudum ve ne dinledim. Okuduğumu ve dinlediğimi, biri çıksın söylesin. Hâlbuki sekiz sene evvel, günde belki sekiz gazete Eski Said okuyordu. Hem beş senedir bütün dikkat ile benim hâlime nezâret ediliyor... Siyasetvâri bir tereşşuh gören söylesin. Hâlbuki benim gibi asabî ve اِنَّمَا الْحِيلَةُ فِي تَرْكِ الْحِيَلِ düsturuyla, en büyük hileyi hilesizlikte bulan pervâsız, alâkasız bir insanın, değil sekiz sene, sekiz gün bir fikri gizli kalmaz. Siyasete iştihâsı ve arzusu olsaydı; tedkîkàta, taharriyâta lüzum bırakmayarak top güllesi gibi sadâ verecekti!

İkinci Nokta

İKİNCİ NOKTA

Yeni Said ne için bu kadar şiddetle siyasetten tecennüb ediyor?

Elcevab: Milyarlar seneden ziyâde olan hayat-ı ebediyeye çalışmasını ve kazanmasını, meşkûk bir-iki sene hayat-ı dünyeviyeye lüzumsuz, fuzûlî bir sûrette karışma ile fedâ etmemek için, hem en mühim, en lüzumlu, en sâf ve en hakikatli olan hizmet-i îmân ve Kur'ân için, şiddetle siyasetten kaçıyor. Çünkü diyor: Ben ihtiyar oluyorum, bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum. Öyle ise, bana en mühim iş, hayat-ı ebediyeye çalışmak lâzım geliyor. Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vâsıta ve saâdet-i ebediyenin anahtarı, îmândır; ona çalışmak lâzım geliyor. Fakat ilim itibariyle insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için, şer'an hizmete mükellef olduğumdan hizmet etmek isterim. Lâkin o hizmet, ya hayat-ı ictimâiye ve dünyeviyeye ait olacak; o ise elimden gelmez. Hem fırtınalı bir zamanda sağlam hizmet edilmez. Onun için o ciheti bırakıp, en mühim, en lüzumlu, en selâmetli olan îmâna hizmet cihetini tercih ettim. Kendi nefsime kazandığım hakàik-ı îmâniyeyi ve nefsimde tecrübe ettiğim manevî ilâçları, sâir insanların eline geçmek için o kapıyı açık bırakıyorum. Belki Cenâb-ı Hak bu hizmeti kabûl eder ve eski günahıma keffâret yapar. Bu hizmete karşı şeytan-ı racîmden başka hiç kimsenin –mü'min olsun kâfir olsun, sıddık olsun, zındık olsun– karşı gelmeye hakkı yoktur. Çünkü îmânsızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, kebâirde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat îmânsızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir; zulmet içinde zulmettir; azâb içinde azâbtır.

İşte böyle hadsiz bir hayat-ı ebediyeye çalışmayı ve îmân gibi kudsî bir nura hizmeti bırakmak, ihtiyarlık zamanında lüzumsuz tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmak, benim gibi alâkasız ve yalnız ve eski günahlarına keffâret aramağa mecbur bir adamda ne kadar hilâf-ı akıldır, ne kadar hilâf-ı hikmettir, ne derece bir divâneliktir, divâneler de anlayabilirler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.