İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 82 / 656
82

ve refâkat ettiğini tahattur etmektir. Ve o tahattur ile şübehât-ı şeytaniyeden ve evhâm-ı seyyieden kurtulmaktır. Ve bu kafile, bu kâinât sâhibinin dostları ve makbûl masnû'ları ve onların muârızları, Onun düşmanları ve merdud mahlûkları olduğuna delil ise; zaman-ı Âdem’den beri o kafileye dâima muâvenet-i gaybiye gelmesi ve muârızlarına her vakit musîbet-i semâviye inmesidir.

Evet, kavm-i Nuh ve Semûd ve Âd ve Fir'avun ve Nemrud gibi bütün muârızlar, gadab-ı İlâhîyi ve azâbını ihsâs edecek bir tarzda gaybî tokatlar yedikleri gibi; kafile-i kübrânın Nuh Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâm, Mûsa Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm gibi bütün kudsî kahramanları dahi, hàrika ve mu'cizâne ve gaybî bir sûrette mu'cizelere ve ihsânat-ı Rabbâniyeye mazhar olmuşlar. Bir tek tokat hiddeti, bir tek ikram muhabbeti gösterdiği hâlde, binler tokat muârızlara ve binler ikram ve muâvenet kafileye gelmesi, bedâhet derecesinde ve gündüz gibi zâhir bir tarzda o kafilenin hakkâniyetine ve Sırat-ı Müstakîmde gittiğine şehâdet ve delâlet eder. Fâtihada ﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ﴿ o kafileye ve ﴾ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓال۪ينَ ﴿ muârızlarına bakıyor. Burada beyân ettiğimiz nükte ise Fâtihanın âhirinde daha zâhirdir.

Üçüncü Cihet

Üçüncü Cihet: Bu kadar tekrar ile kat'î verilecek olan bir şeyin vermesini istemesinin sırr-ı hikmeti şudur: İstenilen şey meselâ, Makam-ı Mahmûd bir uçtur. Pek büyük ve binler Makam-ı Mahmûd gibi mühim hakikatleri ihtiva eden bir hakikat-i a'zamın bir dalıdır. Ve hilkat-i kâinâtın en büyük neticesinin bir meyvesidir. Ve ucu ve dalı ve o meyveyi duâ ile istemek ise; dolayısıyla o hakikat-i umumiye-i uzmânın tahakkukunu ve vücûd bulmasını ve o şecere-i hilkatin en büyük dalı olan âlem-i bâkînin gelmesini ve tahakkukunu ve kâinâtın en büyük neticesi olan haşir ve kıyâmetin tahakkukunu ve dâr-ı saâdetin açılmasını istemektir. Ve o istemekle, dâr-ı saâdetin ve Cennetin en mühim bir sebeb-i vücûdu olan ubûdiyet-i beşeriyeye ve daavât-ı insaniyeye kendisi dahi iştirâk etmektir. Ve bu kadar hadsiz derecede azîm bir maksad için, bu hadsiz duâlar dahi azdır. Hem Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a “Makam-ı Mahmûd” verilmesi, umum ümmete şefâat-ı kübrâsına işârettir. Hem o, bütün ümmetinin saâdetiyle alâkadardır. Onun için hadsiz salavât ve rahmet duâlarını bütün ümmetten istemesi ayn-ı hikmettir.

﴿ سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ  ﴾ ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.