İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 70 / 656
70

câzibedâr hakikatler, ezelî ve ebedî bir hakikat-i câzibedâra işâretlerdir. Ve ecrâmı ve mevcûdâtı mevlevî-misâl pervâne gibi raks ve semâ'a kaldıran cezbedârâne harekât ve deverân, o hakikat-i câzibedârın cemâl-i kudsîsinin hükümdarâne tezâhüratı karşısında âşıkane ve vazifedârâne bir mukàbeledir.

#### Üçüncü Nükte

Üçüncü Nükte: Bütün ehl-i tahkîkin icmâıyla vücûd hayr-ı mahzdır, nurdur. Adem şerr-i mahzdır, zulmettir. Bütün hayırlar, iyilikler, güzellikler, lezzetler –tahlil neticesinde– vücûddan neş'et ettiklerini ve bütün fenâlıklar, şerler, musîbetler, elemler –hattâ ma'siyetler– ademe râci' olduğunu ehl-i akıl ve ehl-i kalbin büyükleri ittifak etmişler.

Eğer desen: Mâdem bütün güzelliklerin menba'ı vücûddur, vücûdda küfür ve enâniyet-i nefsiye dahi var?

Elcevab: Küfür ise, hakàik-ı îmâniyeyi inkâr ve nefy olduğundan ademdir. Enâniyetin vücûdu ise, haksız temellük ve âyinedârlığını bilmemek ve mevhûmu muhakkak bilmekten ileri geldiğinden vücûd rengini ve sûretini almış bir ademdir. Mâdem bütün güzelliklerin menba'ı vücûddur ve bütün çirkinliklerin mâdeni ademdir. Elbette vücûdun en kuvvetlisi ve en yükseği ve en parlağı ve ademden en uzağı vâcib bir vücûd ve ezelî ve ebedî bir varlık, en kuvvetli ve en yüksek ve en parlak ve kusurdan en uzak bir cemâl ister, belki öyle bir cemâli ifâde eder, belki öyle bir cemâl olur. Güneşe, ihâtalı bir ziyânın lüzumu gibi Vâcibü'l-Vücûd dahi sermedî bir cemâl istilzam eder; onun ile ışık verir.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نِعْمَةِ الْاِيمَانِ

﴿ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَا ﴾

﴿ سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَاعَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ  ﴾

İHTAR: Âyet-i Hasbiye-i Nuriyenin merâtibinden dokuz mertebesi yazılacaktı, fakat bazı esbâba binâen şimdilik üç mertebe te'hir edildi.

TENBİH: Risale-i Nur, Kur'ânın ve Kur'ândan çıkan bürhânî bir tefsir olduğundan, Kur'ânın nükteli, hikmetli, lüzumlu, usandırmayan tekrârâtı gibi onun da lüzumlu, hikmetli, belki zarûrî ve maslahatlı tekrârâtı vardır. Hem Risale-i Nur, zevk ve şevk ile dillerde usandırmayan, dâima tekrar edilen kelime-i tevhidin delilleri olmasından, zarûrî tekrârâtı kusur değil; usandırmaz ve usandırmamalı. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.