Hem manevî kıymet ve makam ve meziyet, bu dünyaya bakmıyor ki, kendini ihsâs etsin. Hattâ en büyük makamda bulunanlardan bazı zâtlara verilen büyük bir ihsân-ı İlâhîyi hissetmediklerinden, kendilerini herkesten ziyâde bîçâre ve müflis telâkki etmeleri gösteriyor ki; avâmın nazarında medâr-ı kemâlât zannedilen keşif ve kerâmet ve ezvâk ve envâr, o manevî kıymet ve makamlara medâr ve mehenk olamaz. Sahâbelerin bir saati, başka velîlerin bir gün, belki bir çillesi kadar kıymeti olduğu hâlde; keşif ve manevî hàrikulâde hâlâta evliyâ gibi mazhariyetleri her sahâbede olmaması, bu hakikati isbât ediyor.
İşte kardeşlerim! Dikkat ediniz; sizin nefs-i emmâreniz, kıyâs-ı binnefs cihetinde, sû-i zan noktasında sizleri aldatmasın; Risale-i Nur terbiye etmiyor diye şübhelendirmesin. ∗∗∗
► (65) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
[Risale-i Nurun Gençlik Rehberi’nde ve Meyve Risalesi’ndeki beş mes'elesinin, haylaz gençlerde dokuz tokadı Risale-i Nurun bir latîf kerâmeti olduğunu o gençler dahi tasdik ediyorlar.]
Birincisi: Bana hizmet eden Feyzi. Ona bidâyette dedim: Sen Meyve’nin bir dersinde bulundun, haylazlık yapma. O yaptı, birden tokat yedi, bir hafta eli bağlı kaldı.
Evet, doğrudur.
Feyzi
İkincisi: Bana hizmet eden ve Meyve’yi yazan Ali Rıza. Bir gün, yazdığını ona ders verecektim. O, haylazlığından yemek pişirmek bahânesi ile gelmedi, birden tokat yedi. O vakit onun tenceresi sağlam iken, dibi, yemeği ile beraber tamamen düştü.
Evet, doğrudur.
Ali Rıza
Üçüncüsü: Ziya. Meyve’nin gençliğe ve namaza dair mes'elelerini kendine yazdı, namaza başladı. Fakat haylazlık yaptı, namazı ve yazıyı bıraktı. Birden, o vakitte tokat yedi. Hilâf-ı âdet ve sebebsiz, başı üstündeki sepeti ve elbiseleri yandı. O kadar kalabalık içinde yanıncaya kadar kimse farkında olmaması, kasdî bir şefkat tokadı olduğunu gösterdi.
Evet, doğrudur.
Ziya
