İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 123 / 656
123

19. Mertebe: Esmâ-i Hüsnâ ve Sıfât-ı Kudsiye

Sonra, dünyaya gelen ve dünyanın yaratanını arayan ve onsekiz aded mertebelerden çıkan ve arş-ı hakikate yetişen bir mi'râc-ı îmânî ile gâibâne mârifetten hâzırâne ve muhâtabâne bir makama terakkî eden meraklı ve müştâk yolcu adam, kendi rûhuna dedi ki: Fâtiha-ı şerîfede, başından tâ ﴾ اِيَّاكَ ﴿ kelimesine kadar gâibâne medh ü senâ ile bir huzur gelip ﴾ اِيَّاكَ ﴿ hitâbına çıkılması gibi, biz dahi doğrudan doğruya gâibâne aramayı bırakıp, aradığımızı aradığımızdan sormalıyız; herşeyi gösteren güneşi, güneşten sormak gerektir. Evet, herşeyi gösteren, kendini herşeyden ziyâde gösterir. Öyle ise şemsin şuââtı ile onu görmek ve tanımak gibi, Hàlık’ımızın esmâ-i hüsnâsıyla ve sıfât-ı kudsiyesiyle Onu, kàbiliyetimizin nisbetinde tanımaya çalışabiliriz.

Bu maksadın hadsiz yollarından iki yolu ve o iki yolun hadsiz mertebelerinden iki mertebeyi ve o iki mertebenin pek çok hakikatlerinden ve pek çok uzun tafsilâtından yalnız iki hakikati icmâl ve ihtisar ile bu risalede beyân edeceğiz.

#### Birinci Hakikat {19}

BİRİNCİ HAKİKAT: Bilmüşâhede gözümüzle görünen ve muhît ve dâimî ve muntazam ve dehşetli ve semâvî ve arzî olan bütün mevcûdâtı çeviren ve tebdil ve tecdîd eden ve kâinâtı kaplayan fa'âliyet-i müstevliye hakikati görünmesi ve o her cihetle hikmet-medâr fa'âliyet hakikatinin içinde tezâhür-ü rubûbiyet hakikatinin bilbedâhe hissedilmesi ve o her cihetle rahmet-feşân tezâhür-ü rubûbiyet hakikatinin içinde, tebârüz-ü ulûhiyet hakikati bizzarûre bilinmiş olmasıdır.

İşte; bu hâkimâne ve hakîmâne fa'âliyet-i dâimeden ve perdesinin arkasında bir Fâil-i Kadîr ve Alîmin ef'âli, görünür gibi hissedilir. Ve bu mürebbiyâne ve müdebbirâne ef'âl-i Rabbâniyeden ve perdesinin arkasından, herşeyde cilveleri bulunan esmâ-i İlâhiye, hissedilir derecesinde bedâhetle bilinir. Ve bu celâldarâne ve cemâl-perverâne cilvelenen esmâ-i hüsnâdan ve perdesinin arkasında sıfât-ı seb'a-i kudsiyenin; ilmelyakìn, belki aynelyakìn, belki hakkalyakìn derecesinde vücûdları ve tahakkukları anlaşılır. Ve bu yedi kudsî sıfatın dahi, bütün masnûâtın şehâdetiyle; hem hayatdârâne, hem kadîrâne, hem alîmâne, hem semîâne, hem basîrâne, hem mürîdâne, hem mütekellimâne nihâyetsiz bir sûrette tecellîleri ile bilbedâhe ve bizzarûre ve biilme'l-yakìn bir mevsuf-u Vâcibü'l-Vücûd’un ve bir müsemmâ-i Vâhid-i Ehadin ve bir fâil-i Ferd-i Samed’in mevcûdiyeti, güneşten daha zâhir, daha parlak bir tarzda, kalbdeki îmân gözüne görünür gibi kat'î bilinir. Çünkü: Güzel ve mânidâr bir kitab ve muntazam bir hâne; bedâhetle, yazmak ve yapmak fiillerini ve güzel yazmak ve intizamlı yapmak fiilleri dahi; bedâhetle, yazıcı ve dülger

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.