► (05) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
[Diyânet Riyâsetindeki ehl-i vukûfa bir teşekkürnâme ve tedkiklerindeki cüz'î ve cevabı zâhir ve verilmiş tenkidlerine tashihle yardım etmek için üç noktayı beyân edeceğim.]
Birincisi: Üç cihetle o âlimlere teşekkür ederim. Şahsım itibariyle minnetdârım.
Birincisi: Sirâcü'n-Nur Mecmuasının Beşinci Şuâ’dan başka onüç parçasını takdirkârâne hülâsa etmeleridir.
İkincisi: Medâr-ı ittihamımız olan, tarîkatçılık ve cem'iyetçilik ve emniyeti ihlâl bahânelerini reddetmeleridir.
Üçüncüsü: Benim mahkemedeki da'vâmı tasdikleridir. Yani, mahkemeye dedim: Kusur varsa bütün o kusur benimdir. Nur talebeleri hàlis ve masûm olup îmânları için Nurlara çalışmışlar. İşte o ehl-i vukûf dahi Nurcuları kurtarıyorlar. Bütün kusuru bana veriyorlar. Ben de onlara, Allah sizden râzı olsun derim. Yalnız, merhum Hasan Feyzi ve merhum Hâfız Ali’yi ve o iki mübârek şehîdin sisteminde ve vârislerinden iki-üç zâtı benim suçuma şerîk etmişler. Fakat bir cihette sehvetmişler. Çünkü o zâtlar, kusurda değil, belki hizmet-i îmâniyede benden ileri ve benim hatâlarımdan müberrâ olarak zaafiyetime merhameten inâyet-i İlâhiye tarafından bana yardımcı verilmişler.
İkinci Nokta: O ehl-i vukûf, Beşinci Şuâ’daki rivâyetlerin bir kısmına zaîf ve bir kısmına mevzu' demişler ve te'villerinin bir kısmına yanlış demişler ki; bu Afyon’da aleyhimizde iddianâme o tarzda yazılmış ve onbeş sahifede seksenbir yanlış yaptığını bir cedvelde isbât etmişiz. Muhterem ehl-i vukûf o cedveli görsünler. Bir tek nümûnesi şudur:
İddiacı demiş: “Bütün te'villeri yanlıştır ve o rivâyetler, ya mevzu' veya zaîftir.”
Biz dahi deriz: Te'vil demek, yani bu mânâ bu hadîsten murad olmak mümkündür, muhtemeldir demektir. Mantıkça o mânânın imkânını reddetmek ise, muhâliyetini isbât etmek ile olur. Hâlbuki o mânâ, göz ile göründüğü ve tahakkuk ettiği gibi, hadîsin mânâ-yı işârî tabakasının külliyetinde bir ferd olması bilmüşâhede mu'cizâne bir lem'a-yı ihbar-ı gaybîyi, bu asrın gözüne gösterdiğinden, hiçbir cihetle kàbil-i inkâr ve i'tirâz olamaz.
